Çocukken her Cumartesi Sayısal Loto oynardık.
Bir kolonu ben bir kolonu kardeşim derken bir kuponu doldurur babama teslim ederdik.
Babam gider kuponu yatırır, salonda baş köşeye koyardı.
O akşam çekilecek olsa da o kupona asla Pazar sabahına kadar el sürülmezdi.
Pazar sabahı gazete alma görevi ben de olduğundan -gerçi tembel bir kardeşiniz varsa hep sizde kalıyor o görev- gider gazeteyi alır ana sayfadaki sayılara baka baka eve yürürdüm.
Bütün sayıları tutturduğumu düşünürdüm hatta emin olurdum.
Kahvaltı sofrasına oturduğumuzda ilk geyiğimiz aslında boş yere burada kahvaltı yapıyoruz , Çırağan'a da gidebilirdik Brunch a olurdu.
Ama neden evimizde şöyle huzurlu huzurlu son kahvaltımızı etmeyelimdi ki zaten yakında malikaneye taşınacaktık.
Babam kendine o çok sevdiği Jeep i alırken yanında anneme de kırmızı bir New Bettle patlatacakdı mümkünse şoförlü olacakdı.
Acaba nereden ev alsaydık ?
Okula yurtdışında mı devam etseydik yoksa altına bulayan kolejlerden birine mi gitseydik?
Annem yeni evini nasıl döşeyeceğini anlatmaya başlar
Babam kuracağı iş için ofis arayışlarına girerdi.
Birimiz Oyuncakçıya gidip istediği kadar oyuncak alabileceğinin hayalini kuradursun
Saf olan ben parayı alın gelin ilk iş en yakın D&R a gideceğim , hatta tamamen satın mı alsam ki ? diye hayaller kurardım.
Çaktırmayın ama bu salaklığım doğuştan...
İlkokul da oturduğumuz sitenin bakkalı neredeyse uçurumun kenarındaydı. Hep şiddetli bir rüzgarın o derme çatma bakkalı yıkmasını dilerdim. Böylece tüm çocukla çikolata ve şekerlere koşarken ben raftaki tüm çocuk dergilerini alabilirdim. Hatta bazı büyük dergilerini de alabilirdim büyüyünce okurdum. GÜLME AMA AYIP :)
Kahvaltı biter , salona geçerdik. Kuponu ilk önce babam kontrol eder , sonra bana ettirir en son cila olsun şifa olsun diye Annem'e teyid ettirirdi.
Bu hafta yine olmamıştı ama haftaya neden olmasındı.
Hadi güzel bir film izleyelimdi
Aslında en güzel film hayal etmekti ...






