Uzun zamandır da yağmur yağmadı , için kurumuştur şimdi senin bak su getirdim.
Ses yok
Dur şöyle oturayım da az konuşalım.
Burası da nasıl soğuk , nasıl duruyorsun? Ama sen üşümezsin zaten
Ses yok
Bugün bütün günümü sana ayırdım. Hatta bak salatamı bile yanımda getirdim , dışarıda yemeği içim almaz bilirsin. O yeşillikleri nasıl yıkadıkları belli değil.
Ses yok.
Hayret sen kızardın böyle şeye, paramız mı yok canım en güzel yerde gider yeriz yanında yemek taşımak da neymiş derdin. Neyse daha buradayız nasılsa hemen yer kaldırırım...
Ses yok.
Saçlarımı fark etmedin! Senin sevdiğin gibi kestirdim. Gerçi çok dağıldı gelirken baksana rüzgar nasıl delice esiyor.
Ses yok.
Şimdi iyi de gece daha da şiddetleniyordur herhalde. Ben evde bir ses olsun diye pencereleri açık bırakıyorum artık. Gerçi kapıyı açık bırakmayı düşündüm ilk başlarda ama...
Pencereden giren rüzgar garip bir şarkı söylüyor gece , insan kendini yalnız hissetmiyor. Burada da öyle mi geçiyor geceler?
Ses yok.
Sahi sana da şarkı söylüyor mu rüzgar?
Ses yok.
Bir keresinde en çok yalnızlıktan korkarım demiştin bana, hep aklımda. Ne çok üzülmüştüm bir bilsen. Ben en çok sensizlikten korkardım çünkü ...
Şimdi kendi sensizliğime üzüleceğim yerde senin yalnızlığına son veremediğime üzülüyorum , ne tuhaf.
Ses yok.
Demem o ki sevdikleriniz hayattayken konuşun onlarla , gün gelir de alır başınızı giderseniz zaten diyaloglar monoloğa dönecektir. Hazır hayattayken sohbet edin , tartışın , konuşun... Bir tek ölüler cevap veremez , hala hayattayken bu acıyı onlara yaşatmayın.
Kendime not: Sabahları mezarlıktan geçmekten vazgeçersen her sabah aynı teyzeyi aynı mezarın başında konuşurken görmek zorunda kalmaz ,her sabah türlü senaryolar yazmazsın!






