orjinal plak kayıtları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
orjinal plak kayıtları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2014

#DamlanınPlaklari 27

Milletçe sıyırdığımızdan mütevellit işe yaramayacağından emin olsam da -mış gibi yapabilmenizi dilerim.

Boşver- miş gibi 

Hayat normal-miş gibi 

İçiniz şişme-miş gibi 

Plak  kaydımı Youtube'a yüklemek yasaklanma-mış gibi 



Ajda Pekkan - Boşvermişim Dünyaya from Damla şahin on Vimeo.

Plak canım blogger arkadaşımın hediyesi. Elif'cim tekrar teşekkür ederim.

21 Mart 2014

#DamlaninPlaklari 27

   

               Ağlarken burnumuz kızarmasa hepimiz çok güzel insanlarız aslında

Bir de yılların hesabını yapmasak
Hatta sevmediklerimizi seviyor-muş gibi davranmasak
Ve pek tabi  gerçekleri duymaktan böylesi ölesiye korkmasak

Sonra içerken sarhoş olmasak
Masalarımız hep dost dolu , gözyaşlarımız  kahkaha güdümlü olsa

Nasılsın dediğinde "kötüyüm" de diyebilsek.
Hep diyebildiğimiz insanlarla dolsa hayatımız

Gözlerimizi kapasak , odaklansak ...
Belki birkaç sihirli söz
Misal "çok özledim , çok özledim , çok özledim"
Hop! Yanımızda olsa sevdiğimiz

KEŞKE GERÇEK OLSA ... 

 

14 Mart 2014

#DamlaninPlaklari 26

Bir varmış bir yokmuş 
Kelimelerin anlamlarını yitirmeye başladığı bir ülke de  günlük tutmaya çabalayan insanlar varmış.
Bu ülke de öyle şeyler oluyormuş ki 
Bir an gelmiş hiçbir söz günlük tutan o kişinin  içindeki boşluğu anlatmaya yetmemiş. 
İşte böyle zamanlarda iyi ki şarkılar varmış .... 

  


14 Şubat 2014

#DamlaninPlaklari 22


Hangimiz merak etmedik ki  ; 
Acaba karşımızdakinin düşüncelerini okuyabilseydik ne olurdu ? diye.
Bir keresinde en yakın arkadaşımın günlüğünü okumuştum - ne ayıp -
Ama son günlerdeki keyifsiz hareketlerinin altında belki de bana söyleyemediği bir durum vardı.
Belki okursam bir ipucu yakalar yardım ederim diye düşünmüştüm.
Ve o günden sonra bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı, olamadı ....

Günlüğünde benim hayatlarında olmamdan artık yorulmaya başladıklarını yazmıştı.

Ne kadar pişman olduğumu hatırlıyorum
Keşke bilmeseydim dediğimi

O günden beri kimsenin hakkımda ne düşündüğünü merak etmedim.
Siz de etmeyin
Sonra altından kalkmanızın zor olduğu şeyler çıkabiliyor o taşın altından
Ya da o taş gelip kalbinizin orta yerine çörekleniyor, orada kalıyor ömrünüzce.

Öyle aklıma geliverdi işte ...


07 Şubat 2014

#DamlaninPlaklari 21


Uzun zamandır da yağmur yağmadı , için kurumuştur şimdi senin bak su getirdim.
Ses yok 
Dur şöyle oturayım da az konuşalım.
Burası da nasıl soğuk , nasıl duruyorsun? Ama sen üşümezsin zaten
Ses yok 
Bugün bütün günümü sana ayırdım. Hatta bak salatamı bile yanımda getirdim , dışarıda yemeği içim almaz bilirsin. O yeşillikleri nasıl yıkadıkları belli değil.
Ses yok.
Hayret sen kızardın böyle şeye, paramız mı yok canım en güzel yerde gider yeriz yanında yemek taşımak da neymiş derdin. Neyse daha buradayız nasılsa hemen yer kaldırırım...
Ses yok. 
Saçlarımı fark etmedin! Senin sevdiğin gibi kestirdim. Gerçi çok dağıldı gelirken baksana rüzgar nasıl delice esiyor.
Ses yok.
Şimdi iyi de gece daha da şiddetleniyordur herhalde. Ben evde bir ses olsun diye pencereleri açık bırakıyorum artık. Gerçi kapıyı açık bırakmayı düşündüm ilk başlarda ama...
Pencereden giren rüzgar garip bir şarkı söylüyor gece , insan kendini yalnız hissetmiyor. Burada da öyle mi geçiyor geceler?
Ses yok.
Sahi sana da şarkı söylüyor mu rüzgar?
Ses yok.
Bir keresinde en çok yalnızlıktan korkarım demiştin bana, hep aklımda. Ne çok üzülmüştüm bir bilsen. Ben en çok sensizlikten korkardım çünkü ...
Şimdi kendi sensizliğime üzüleceğim yerde senin yalnızlığına son veremediğime üzülüyorum , ne tuhaf.
Ses yok. 

Demem o ki sevdikleriniz hayattayken konuşun onlarla , gün gelir de alır başınızı giderseniz zaten diyaloglar monoloğa dönecektir. Hazır hayattayken sohbet edin , tartışın , konuşun... Bir tek ölüler cevap veremez , hala hayattayken bu acıyı onlara yaşatmayın.

Kendime not: Sabahları mezarlıktan geçmekten vazgeçersen her sabah aynı teyzeyi  aynı mezarın başında konuşurken görmek zorunda kalmaz ,her sabah türlü senaryolar yazmazsın!

10 Ocak 2014

#DamlaninPlaklari 18

Yeşilçam filmlerinin Tarık Akan'lı olanlarını cımbızla seçip ezberlemiş biri olarak
Bu şarkıyı nerede duysam aklıma Tarık Akan'ın saçlarını savurduğu sahneler gelir



Dün akşam bir Perşembe klasiği olarak Plakçalar yere konuldu , plaklar etrafa saçıldı
Şöyle güzel bir kahve yapılıp afiyetle içerken
Bolca Cemal Süreya şiiri ile bu mu , o mu derken yine neredeyse tüm plaklar dinlendi.
İnstagramdan takip edenler gördüler ;
 


Her hafta aynı telaş
Perşembe akşamı daha eve giderken başlayan acaba bu akşam hangi şarkıyı kaydetsem düşüncesi
Eve girer girmez  " kaydını yapmayı unutma anne " diye uyaran ayaklı alarmım
Sonra hep aynı şikayet " hiç plağım kalmadı ki :( "
Siz hala giyecek hiçbir şeyim yok diye yakınanlardan mısınız ?
Hah haa ne demode  :)
Bizim evde moda "hiç kaydedecek plağım yok ki" :)
(Şimdi Memo bunu okursa Allahtan kork diyecek biliyorum )

Neyse biz dün akşama dönelim
Bu şarkıyı uzun zamandır paylaşmak istiyordum fakat bir türlü elim gitmemişti.
Bende ki yeri özeldir.
Dün dinlerken Can'ın da şarkıya eşlik ettiğini duydum
İlk defa bir 45 liği ezbere söylüyordu
Benimle
Hem de aynı keyifle

İşte dedim an bu an
Kaydet Damla , Yayınla!
Belki en sevdiğin sözleri aynı heyecanla mırıldananlar olur
"Az mı çektirdin yıllarca bana , bir gün gelir çektirir başkası sana "

03 Ocak 2014

#DamlaninPlaklari 17


Şahsen yanlış anılmak istemem

En sevdiğim rengi pembe sanan vardır falan
Sonra bir gün burası en sevdiği yerdi der biri garip bir mekan için.
Radyoda çalan o şarkı en sevdiğim mi gerçekten?
Yediğinizin boğazında dizilmesine gerek yok , tahmin ettiğiniz kadar çok sevmezdim belki mantıyı , bilemezsin..

Biri çıkar der ki "iyiydi hoştu da çok da yanlışları vardı"
O yanlışları neden yaptım hiç sordunuz mu ?

Patavatsız demeye korkar biri belki
Kaçınız der ki;
"Dili sivridir ama kalbine batan dikenlerdir o sivrilikler" .

Çok konuşmazdı derse diğeri
Yazarak konuşurdu der mi bir diğeriniz ?

İçki içmeyi severdi demek kolay
Rakı içerken yapılan muhabbetten sarhoş olurdu diyebilen çıkar mı ?

Peki ya çok dostu yoktu derken kaybettiklerim hesaba dahil mi değil mi ? Kararı hanginiz verecek ?

Ay var ya ne dağınıktı he! diye yapıştıracaksın
Bilmeyeceksin kendi evimi dağıtabilmemin verdiği hazzı

İstanbul'da en çok hangi semti sevdiğimi
Beyoğlundaki o minik meyhanede ne çok mutlu olduğumu
Ada deyince aklıma arkadaşlığın geldiğini
En sevdiğim yazarın henüz okumadığım biri olduğunu
En sevdiğim şarkıcının da maalesef hayatta olmadığını

Ne kahve ne çay en çok dost elinden içtiğim saleplerin içimi ısıttığını
Telefonla konuşmaktan ve hatta yüzyüze konuşmaktan pek hoşlanmadığımı
Mektupların son koruyucusu olduğumu
Ve hatta mektuplarımı nerede sakladığımı

Plaklarımın geçmişi
Geçmişin de bir gün hepimizin eskiyeceğini hatırlattığını
Dinlemek bir yana acaba kimler hangi duygularla dinlediler bu plakları diye hayal kurmanın büyük keyif verdiğini

Aşkıma şahit bir şarkımın hiç olmadığını
Bir Demet Yasemen'i dinlerken
Kavuşulamayan ya da yitirilmiş aşkların en kutsalları olduğunu  hep tekrar tekrar hatırladığımı

Ben Yazmasam Bilemezdin...

Demem o ki ;  sevdiklerinizi yitirmeden tanımaya çalışın!





27 Aralık 2013

#DamlaninPlaklari 16


Sanki söyleyeceğim sözler , yazacağım cümleler tükenmiş gibi bu sabah.
Hep aynı panik anı
Her Cuma sabahı "Ya Yazamazsam" korkusu

Böyle zamanlarda alıyorum tüm benliğimi en sevdiğim yere gidiyorum.
Mesela size bu satırları o çok sevdiğim otelin göl kıyısındaki bungalovlarından yazıyorum.
Çaktırmayın , kimsenin haberi yok burada olduğumdan.
Öylece çıkıp geldim.

Su nasıl dingin...
Sırtımı mindere daha bir yaslıyorum , bacaklarımı karnıma doğru çekiyorum
Ne zaman yalnız kalsam kendimi böyle daha bir güvende hissediyorum.

- Pardon, bir salep alabilir miyim ?

Oh, şimdi yazmaya başlayabilirim...

Sahi ben neden buradayım ?
Ah, hatırladım...
Hani şu yüzüne gülüp arkandan demediğini bırakmayan insanlardan kaçmak için.
Bir de arayıp sormayan dost  dediklerimden saklanmak için, canınız sıkılınca beni aramayın e mi canım?
Gündemden uzaklaştıkça huzur çoğaldığı için
Sadece işleri düşünce arayan insanlardan gizlenmek için
Canım dediğim en yakınlarımın yaptığım işleri bir kere olsun ciddiye almadığını fark ettiğim için.
Etrafımdaki sevmediğim insanlara daha fazla katlanmak zorunda kalmamak için
Nefes almak için
Daha sağlam yürümek için

Gelsenize şöyle yanıma , üşürseniz battaniye de isteriz.
Siz anlatsanız ben dinlesem ben anlatsam siz
En son ne zaman tanımadığınız biri ile dertleştiniz ?
Tanıdıklarınız sizi gerçekten dinliyor mu sandınız?
Ha  ha güldürmeyin canım beni!

Hadi gelin şöyle , salep de var.
Ama  arkanızdaki kapıyı sıkıca kapatıp gelin.
Öyle bir gelin ki o kapının arkasındaki her şeyi bu sulara anlatalım beraber...
Sonra daha dik , daha huzurlu dönelim gerçeğe...

Yılın son #DamlaninPlaklari bu...

Yeni yılda sizin için tek dileğim Daha Huzurlu ve Daha sağlıklı olmanız , çünkü gerisi boş ...







06 Aralık 2013

#DamlaninPlaklari 13


Benim için Tahta Masa
Haşlanmış Yumurta Kokusu ; Lise de  çömez çömez zorunlu stajımı yaparken sabah 6 da 87654 tane  haşlanmış yumurta soyduğum o kahvaltı salonunda üst sınıfların bangır bangır Ümit Besen- Cengiz Kurtoğlu dinliyor olmasından mütevellit ne zaman haşlanmış yumurta kokusu duysam "ayağı kırılmış o tahta masaaa" diye başlarım.

Pek Değerli Varlığımın Olası Sebebi ; Ümit Besen ile aşklarını yaşamış bir anne babanın ilk hormonlu patatesleriyim sonuçta.

Sınıf Farkı ; Etrafım "İşte bizde hafta sonu şehre indik " cümlesi kuran kurtlarla ay pardon insanlarla dolu. Bu türler  Türkçe müzik dinlemez. Ümit Besen desen , ekşimiş surat ne demek sana hemen hatırlatırlar. Bu burun kıvırmayı da yüksek sınıf olma hakkı olarak görürler. Ve dışarıdan bakıldığında farkında olmasalarda  çok çok komik görünürler.

Bağırarak Şarkı Söylemek ; Bak bu çok önemli. Ne zaman mutsuz olsam ,keyfim kaçsa açarım Tahta Masa'yı bağıra bağıra söylerim. Özellikle arabada çok zevkli oluyor ,tavsiyemdir deneyiniz.

En Komik Fotoğraf ; Geçen haftalarda Can'ın sınıftan bir arkadaşı bize oyun oynamaya geldi. Annesi de birkaç saat sonra oğlunu almaya geldiğinde ilk defa yüz yüze sohbet etme şansımız oldu , konu Memo ya (eşim) geldi.
- Aaa belki tanıyorumdur orada çalışıyorsa fotoğrafı var mı ? ,dedi.
-Can  babanın resmini getirsene masanın üstünden oğlum ,dedim.
Masanın üzerindeki 5 Memo fotoğrafının  içinden getirip kadının eline tutuşturduğu fotoğraf buydu;

Evet arkadaki Ümit Besen ...
Nasıl ama ilk izlenim :))))

22 Kasım 2013

#DamlaninPlaklari 12

Aslında niyetim size beklediklerimden ve beklettiklerimden bahsetmekti.

Hatta Cerrahpaşa Onkoloji servisinde "beni tuvalete kadar götürebilir misin kızım?" diyen teyzeye "annemin ilacı bitti hemen hemşireye haber vermem lazım , az beklerseniz hemen geliyorum" deyişim ve bir daha o teyzeyi göremeyişimi anlatmaktı , Onkoloji sevisinde bir gördüğünüz kişiyi bir daha görmemeniz çoğunlukla hayra alamet değildir. Aylarca rüyamda "az bekle teyzecim" deyişimi anlatacaktım , onun bekleyememiş olmasını...

Ve hatta Yıllarını beraber geçirmiş,yaşlanmış tonton olmuş bir çiftin birbirlerine nasıl aşkla baktıklarına şahit oluşumu. Birinin diğerini beklemeden ölüp gitmesini , diğerinin ona kavuşmayı beklemeden bir başkasıyla evlenmesini! Her zaman iyi şeyler anlatacak değilim değil mi ?

Sonra bir evden. Ayvalık'ın arka sokaklarında 3 katlı yıkık dökük , virane  ahşap bir  evden. Perdelerinin hep dışarı doğru uçuşmasından , sanki içerde hep bir fırtına var gibi. Ahşap merdivenlerinin gıcırdamasından , merdivenin korkuluklarından birinde incecik "Mutlu Ol Çocuk" yazdığından. O eve gittiğimde hep  o merdivene oturup mutlu olmayı beklediğimden.

En sonunda da bir Pazar sabahından.
Aslında her pazar gibi olduğundan...
Radyoda "Annemin Plakları" ,Çetin Erker'in o buğulu ve bence büyülü ses tonundan...

Sonra işte tam da bu şarkıdan ...
Ve artık o pazar hiçbirimizin bildiği  pazar değil !
Nereden mi biliyorum ?
Pazar sabahları ağlamak adetim değildir de ondan...

Beklediğiniz şey bir Pazar sabahında kulaklarınızdan kalbinize süzülüp gözlerinizden yaş olarak akabiliyor.

Beklediklerinizin bir nefes uzağınızda olması ve geç kalmamanız dileğiyle...

08 Kasım 2013

#DamlaninPlaklari 11


Yemyeşil bir bahçe getirin aklınıza
Güzel beyaz bir konağın bahçesi i hani şu dizilerdeki gibi
Hadi konak ada da olsun.
Mis kokulu çiçekler olsun bahçede en az arı çekeninden ama
Ben arılardan korkarım da :)
Bol ağaç olsun ama hamak yapıp yoruldukça uyuyalım
Salıncak yapalım çocukları deli gibi sallayalım
"Daha yükseğe daha yükseğe" diye bağırtalım
Upuzun ahşap bir masamız olsun bahçenin tam ortasında
Ellerimle yaptığım mezelerle donatayım masamı ( tamam Macro dan da alınabilir :) )
Memo en lezzetli salatalarından birini yapsın bize
daha mezeleri yaparken başlayalım minik minik demlenmeye
Kim geldi , kim gelmedi
Bir şey dersem kırılır mı , takılır mı
Acaba beni yalnış anlar mı
böyle düşündüğüm kimse olmasın o masada.
Davet de etmedim, zaten de gelmesinler.

Hep beraber hazırladığımız masamıza oturalım şimdi
Arkada plaklarımız çalsın cızırtısı şimdi duyulmaz ama
Hele bir çocuklar uyusun bak nasıl duyulacak her ayrıntı.
Sabaha daha çoook
İçelim, sohbet edelim
Öyle çok sohbet edelim ki çenelerimiz acısın
acısını rakı kadehlerimiz dindirsin.

Gülmekten gelsin gözlerden yaş
Sonra buz bitsin
Kalkayım masadan
Mutfağa girmeden merdivenlerde
Döneyim arkamı
Bakayım masama , dostlarıma
Öylece izleyeyim onları
O ne güzel tablodur o !

Not: Geçen hafta Sevgili Deeptone Hayalinle Gel Mim'i bırakmıştı bana. Bu yazı ona ithafen yazıldı. Teşekkür ederim Deeptone  

01 Kasım 2013

#DamlaninPlaklari10

3 günde biten haftanın şerefine seçtim bu şarkıyı.
Mutlu , eğlenceli , fıkır fıkır bir hafta sonu olsun hepinize.



Bu arada Plak 1985 yılına ait, benim doğmama daha 1 yıl var ;)
O kadar da yaşlı sayılmayız bence :)


25 Ekim 2013

#DamlaninPlaklari 9


Hayal ediyorum ...
Çiçek desenli berjerime oturmuş aynı desenden pufuna ayaklarımı uzatmışım.
Eskiden daha uzundum sanki.
Zaman uzadıkça biz kısalıyor muyuz gerçekten ? Ne büyük tezat!
Heybemde biriktirdikçe anılarımı daha da büyümem gerekmez mi ?

Anlıyorum heybemde kaybettiklerimin yükleri sırtıma ağırlık , uzamama engel.
Yaşlandıkça bunun için mi kısalıyoruz ne ?

Elimde kitabım "Keşke Gerçek Olsa"
"Bir zamanlar aynı isimle bir internet günlüğüm bile vardı" diyorum .
Pikap da Yaşar ÖZEL "son defa seyredeyim ne olur dur da seni"

- "bana o günlerden yadigar plaklarım diyorum.
Hatta bir seferinde bu şarkıyı anneme dinletirken hem ağlamış hem gülmüştü
Ne tuhaftı , daha fazla vakit geçirmeliyiz diye düşünmüştüm o an"

Sesim yankılanıyor , duvarlara çarpıp geri dönüyor.

Apartman kapısının açılır sesi kulağımda
Bekliyorum kapı çalsın
Yok !
Çalmıyor ...

Sürprizler de peşimi bırakalı çok oldu.
Yerlerini daimi bir yalnızlık aldı.
Çok kalabalıkdık aslında
Hiç düşünmedik gerçekten varlar mı diye

Hep hayal ettiğim andayım
Koltuğumda fütursuzca kitabımı okuyorum
Ama çok yalnızım ,yapayalnız
Sonra bir an oluyor
Kan ter içinde uyanıyorum !

Kalkıyorum yatağımın sağ tarafı dolu
Diğer odaya gidiyorum , okul sabahı ya derin uykuda yine birileri
Bir diğeri pek tabi yine üstünü açmış , örtüyorum. Homurdanıyor..

Çıkıyorum evden
Okula bırakıyorum küçüğümü
Arkadaşlarımla hızlı bir kahvaltı
İşte işteyim yine
Ne kalabalığım diyorum mutlu mutlu.

Sonra bir an oluyor duruyorum
Gerçekten kalabalık mıyım diyorum
Gerçekten ?

Siz peki gerçekten kalabalık mısınız?

11 Ekim 2013

#DamlaninPlaklari 8


Malum bir taşınma telaşı sardı dört bir yanımı ve pek tabi hatıralar.
Yıllar önceden kutular içerisinde saklı kalmış bir minik not.
Eski bir dostun yazdığı uzunca bir mektup , sararmış..
Sahi kağıtlar ne zaman sararır? Belli bir zaman ölçüsü var mıdır?

Bence yok ...

Bence kağıtlar biz onları unuttuğumuzda sararmaya başlıyor.
O mektupları yazanlar hayatımızdan çıktığında değil dönmeyeceğini hissettiğimizde sararıyorlar.

Halbuki daha 3-4 ay önce oturup tekrar, tekrar okumuştum onları.
Sonra...
Sonra bir şey oldu , hiç beklemediğim bir şey.
O gece öylece uyandım ve dedim ki  "geçmişin iplerini bırak ,bırak ki onlar da rahat etsin sen de"

Ertesi sabah çok uzun yıllardır uyanmadığım kadar huzurlu uyandım.
Bazen bırakmak gerek onu anladım.
Bırakmak, unutmak değil ama sadece bırakmak.

Artık belki arar demiyorum.
Belki eskisi gibi oluruz demiyorum.
Artık "bence ben  haksızdım" demiyorum.
Artık " ben bir hata yapmışsam bunu tek başıma yapmadım" diyorum.

Beklemeyi bırakın..
Bakın nasıl rahatlayacaksınız.

Aslında iplerini tuttuğunuz uçurtmanızın ağaçlara dolandığını biliyorsunuz.
Bırakın o ipleri
Artık ağacın uçurtması o , sizin değil.
Ağaca şöyle son kez bakın...
Bakın nasıl mutlu..
Onu hep öyle hatırlayın!

Sonra da diyin ki : " Ey uçurtma! Sen benim canım , sen benim kardeşim , sen benim yatağımın sağ tarafındaki meleğim ( sahi öyle yazmışız hep) seni o ağaca dolayan ben değilim, rüzgar. Sen ağaca dolandın ama  aşağısı sel oldu , yer yarıldı , çok fırtınalar geldi geçti.  Sen yukarıdan izledin. Şimdi gün oldu güneş açtı. Benim de sarıldığım , dolandığım sağlam ağaçlarım var. Bana "git" dediğinde gidememiştim , ama şimdi gerçekten gidiyorum. Mutlu ol"

Dostluklar sınanır bazen ve çok azı yoluna sağlam devam edebilirler.



27 Eylül 2013

#DamlaninPlaklari6 VEDA


Çok vedalar yaşadım ben...
Haddinden çok fazla!
Ama sanmayın ki insan alışıyor , öyle bir şey olduğu yok.
Bunun içindir ki hayat bana güzel bir şey verdiğinde elimdeki güzelliklerden birini de alacağını bilirim.
Bugüne kadar hiç yanılmadım.

Veda edebilmek güzel şey , tadını çıkartmalı.
Veda edemeden ayrıldıkların ile gerçekten ayrılamıyorsun çünkü.

Ölmeden gömdüklerimizin mezarına nasıl çiçek koyarız ki diye sormuştum bir kez. 
Hiç olmamışlar gibi yapmak lazımmış onu öğrendim. 

Ağlamayı sevmem , utanırım.
Ağlayabilene saygı duyarım.
Ben sessiz sessiz ağlamaya giderken siz bu güzel şarkıyı dinleyin olur mu ?
Türk filmlerindeki o güzel yalılardan birinde Tarık Akan'dan ayrılmak üzere olan Gülşen Bubikoğlu olun benim için.




20 Eylül 2013

#DamlaninPlaklari 5

Damla'nın plaklarında bugün kocaman bir teşekkür ve bir Süper Star var ....
                                                                                          AJDA PEKKAN - SEVDİĞİM ADAM


Bir dostum bana bir gün " sen hep insanlar seni gerçekten sevmiyormuş gibi davranıyorsun" demişti. "İnsanların seni gerçekten sevebileceğini hiç düşündün mü ?" diye de eklemişti.

Şöyle bir tarttım , hayır hiç düşünmemiştim. Ben hep insanlar beni sever gibi görünecek sonra işleri bitince sırtlarını dönecek diye bekledim. Hala da öyle düşünüyorum zaman zaman , ama işte her seferinde o sözler geliyor aklıma hemen toparlanıyorum.

Biz yine aynı dostumla otururken Damlanın Plakları diye bir yazı dizisi yapmak istiyorum ama insanlar sıkılır mı acaba dediğimde o yine bana insanlar severse okur , sevmezse gider. Ama sen yaz , kimse okumasa Sadece biz okuruz demişti.

Ve Damlanın Plakları 3 ü yazdığım akşam Twitter dan bir mesaj aldım. Hani şu twitter arkadaşlıklarımız kıvamında biriydi. Az çok insanları tanıyoruz ama emin olamıyoruz kıvamında. " Bana adresini verir misin bir hediye yollayacağım" dedi. İlk önce tereddüt ettim , sonra dedim ki güvenmeyi öğrenmelisin ... Bir de ben öyle durup dururken hediye almaya alışkın değilim ki , he 23 Eylül Doğum Günüm o gün için isterseniz adresimi burda yayınlarım o başka :))

Şaka şaka , Elif'e adresimi verdim. Ve beni sakın ola utandırmamasını tembih ettim.
Ve unuttum gitti... Yalan unutmadım , çatladım paket gelene kadar ...
Paket geldi , nasıl özenli hazırlamış , elleriyle bana notlar yazmış.
O an iş yerinde olduğumdan daha fazla karıştırmadan kapattım paketi, sonrasında eve gittim , doya doya notları okudum ,ağladım...
Hem de hıçkıra hıçkıra ağladım.
Beni hiç tanımayan sadece yazılarımı okuyarak fikir edinmiş biri , hem de bir yazım onu çok etkilediği için bana hediye yollamıştı.
Yazıları suya yazmıyoruz bloglarımızda , bir küçük yorumun beni nasıl mutlu ettiğini hayal edemezsiniz. Ki paketin içinde bir 45 lik vardı. Gerisi gözyaşı oldu ...

Çok ağladım , dedim ki kendime gerçekten sevebiliyor insanlar beni...
Elif sana ne kadar teşekkür etsem az ...
İstedim ki bir Cuma köşem sana adansın ve aldığın 45 lik'i beraber dinleyelim...



13 Eylül 2013

#DamlaninPlaklari 4

                                                       TANJU OKAN - AYYAŞ

Şarap Kadehi elde zarif durur...
Tam bombesinden avucunuza alırsanız seksi göründüğünüzü bile sanabilirsiniz.
Şarap samimiyet çağrıştırmaz , olsa olsa haydi iki çift laf edelim sonra dağılalım der. 

Shot bardağı eğlencedir...
Arkadaşlarla eğlenilen bir gecenin sonunda iyi ihtimalle  Tekila'dır. 
En kötü ihtimalle Jagermeister ;)

Martini Bardağı resmiyettir. 
Kalem etek , ipek bluz ve stiletto ister. Narinlik gerektirir. 
Bir iş yemeği ya da şık bir restaurant da ilk yemek randevusu ...

Bira şişeden içilir ,  bir jean üstü beyaz bluzdur... 
Kendine güven gerektirir. 
Eş ,dost , arkadaş fark etmez samimi bir ortam  ister. 
Size bol sohbet,bol kahkaha verir.

Viski bardağı karakter gerektirir.
Bilen beni içsin ister , bilmeyenin elinde sırıtır size göz kırpar :) 
Derin sohbetlerin şahidi, kulak misafiridir. 

Long Bardak , etrafı tanımadır. Biraz meraklı ,maceraperesttir. 
Ajandır, bütün gece etrafı izlemenize yardmcı olan  ama sizi ele vermeyendir...   
Biraz cesur biraz da ne istediğini bilmeyendir. 
Çok arkadaşla da olur , hiç arkadaşla da ...

AMA...

Rakı Bardağı  kültürdür , herkes tutamaz. 
Masası olandır, özel ilgi ister. 
Rakı bardağı sihirdir,herkesle aynı tadı vermez. 
Dost ile içilen , ah ne hikayeler ne büyük keyiftir. Her anı ne kıymetli....
Aile içilen , elmas gibidir az bulunur , yıllarca parlar her dakikası unutulmaz.
Sevgili ile içilen ,sonsuz aşktır. Eğer başbaşa bir rakı sofrası kurulmuşsa sonsuz keyiftir. Beraber yaşlanmaktır. 
Ama yalnız içilen , efkardır. 
Acı çekmenin tatlı hazzıdır. 
İşte o zaman rakı bardağı sizi dinler, dinler ,dinler ... 
O terler boncuk boncuk damlalar dökerken siz de gözyaşlarınız ile ona eşlik edersiniz. 
Sonuçta o rakı masasından kimse mutsuz kalkmaz! 

Tanju Okan da rakı bardağı ile size eşlik edecek en doğru kişidir. 
Yaşasaydı da o anlatsaydı bize Rakı Bardağını ...


06 Eylül 2013

#DamlaninPlaklari 3

GÜLDEN KARABÖCEK - VEDA KOLYESİ 

Deli bir İstanbul trafiğindeyim,  kendime oyalanacak bir şeyler arıyorum.
İlk önce son model jip'ine gözüm takılıyor, sonra ipek gömleği ve incecik fularına...
Haykırarak şarkı söylüyor.
"Tipik metropol kadını işte" diyerek kafamı çeviriyorum ki bir an gözüm gözündeki güneş gözlüklerine takılıyor. Sonbahardayız , hava kararmaya yüz tutmuş üstelik yağmur yağıyor. O gözlükler de neyin nesi yahu be kadın diyorum.
Omuzlarının titrediğini görüyorum, belli belirsiz. Yüzünün ıslaklığını fark ediyorum sonra.
Hayır omuzları titremiyor, hıçkırıyor!
Ve şarkı söylemiyor , haykırarak ağlıyor.
Belli ki çok canı acıyor.
Arabadan inmek ,ona sarılmak istiyorum. Trafik açılıyor bir anda ve yollarımız ayrılıyor.
Günlerce o kadını düşünüyorum, neydi derdi? Öylesine canını acıtan ne olabilirdi?
Rüyalarıma giriyor...
          ---------------------------------------------------------------------------------
Dışarıda yağmur var,İstanbul'un  lanet köprü trafiklerinden birinin tam ortasındayım.
Çok keyifli olduğum söylenemez ama idare edebiliyorum.
İnsan her şeye alışıyor dedikleri bu olsa gerek....
Bundan 1 ay öncesine kadar günler gecelerce hastane koridorlarında sabahladım.
Sevdiğin birinin koma da olması çok garip bir duygu , öylece yatıyor 1,5 ay oldu.Sanki uykuda da  birazdan esneyerek uyanacak, Günaydın canım diyecek gibi...
Eşimin uyandığında beni harap görmemesi gerektiğine inandırdı arkadaşlarım ,bu yüzden yaklaşık 10 gündür eski rutinimde işe gitmeye başladım.
Off şu trafik... Uyanmış beni bekliyor olabilir mi acaba ? Neden olmasın ?
Umut etmek çok , ıhmmm çok ... yok sıfatsız bir şey!
Telefonumun bu saatlerde çalmasına alışkın değilim, herkes trafikte olacağımı bildiğinden dikkatimi dağıtmak istemez...
Hastaneden arıyorlar , "Kaybettik" diyorlar.
İlk önce insan inanmak istemiyor, rüya gibi...
Sonra arabadan inip bağırmak istiyorum, koşmak istiyorum, oturup ağlamak istiyorum.
Hiç birini yapamam , trafiğin tam ortasındayım... Öylece durup ağlamaya başlıyorum. Kornalar , meraklı gözler hiçbiri umurumda değil...
Sonra  birden duruyorum, yanına gitmeliyim!
Gözyaşlarımı durduramıyorum ,dışarıda yağmur. Gözlüklerim gözümde , neden bilmiyorum...




23 Ağustos 2013

#damlaninplaklari 1

Bugünden itibaren her Cuma #damlaninplaklari günü ey okuyan canlar :) Bu hafta klasiklerden seçtim ...
(Kayıt görüntü kalitesinde hala sorunlar yaşadığım için  siz müziği dinlerken yazımı okuyun olur mu? )

                                      Zeki Müren - Aşkımız Eski Bir Roman


Eski ahşap parkeler eşyaların boşaltılması ile daha bir eski gözüktü gözüne. Evde bir o bir de salonun ortasında upuzun kablosu ile yerde duran eski tip tuşlu bir ev telefonu kalmıştı. Her an çalabilir diye gözünü saatlerdir telefondan ayırmamıştı. Zaten evde bakacak bir şey de kalmamıştı. Kablolar , telefon, parkeler, kapı kolları ..
Ah o kapı kolları dedi içinden -her şeye mana yüklemeyi pek severdi- siz de  gördünüz ama di mi ne mutlu günler yaşadık O'nunla burada ...
Nakliye kamyonunun homurtuları duyuluyordu dışarıdan bir de "hadi ama "hamalların söylenmeleri.

"Umurumda değil! Bu evde neler bıraktığımı hayal bile edemezsiniz"

Sırtını duvara iyice yasladı, hani biraz daha güçlü yaslansa ev ile bir bütün olacak gibi , gitmek zorunda kalmayacakmış gibi.

"Anlayamazsınız! İlk aşkım o benim , en çok gözyaşı döktüğüm. Arar birazdan gitme der"

Ayaklarını göğsüne doğru iyice çekti, sanki inatçı bir çocuk...

" Ben bu evde intihar ettim , onun için! Beni sevsin diye değil ha ... Ben onsuz yaşamak istemiyorum diye... Beni kurtaran yine O'ydu , bu sefer de gelecek"

Bekledi... Telefonu kucağına aldı öyle bekledi. O telefon hiç çalmadı ...

Kapıyı çekerken hamallardan biri seslendi "telefonu almıyor muyuz abla?"

"Kalsın dedi , belki çalar. "

Umut etmek olmasa aşk neye yarardı ki ...

                                                                                                            


Special design for Keşke Gerçek Olsa by GeCe