Yıllar yıllar önce daha ilk blog yazılarımı yazarken kiralık ev aramaya başlamış , işte o beni benden alan Ultra Lüks Ebeveyn Banyolu ev ilanı ile müthiş bir aydınlanma yaşamıştım.
Bugün de önüme bir iş ilanı düştü. Ekran görüntüsünü aldım, aynen paylaşıyorum.
Konuyu ben sulandırmayacağım çünkü bu zevki size bırakacağım.
Olaya "Nasıl bir personele rastladınız ki yenisinde bu özellikleri arıyorsunuz?" çerçevesinde bakmak istesem de
Sır saklayabilmelidir
Soğukkanlı olmalıdır
Zamanında iş yapmaktan hoşlanmalıdır
Kendisine söylenenleri en ince ayrıntısına kadar dikkat etmelidir
maddelerini her okuduğumda Sekreter değil ya FBI Ajanı ya Seri Katil aradıklarını düşünmeden edemiyorum.
Daha fenaları da düşüyor aklıma ama başta da dediğim gibi işi sulandırma zevkini size bırakıyorum :)
Her sene Ekim ayi gelip tiyatrolar bir bir sahnelerini acip, sahane oyunlarinin afislerini boy boy sergilemeye basladiginda kendime soz veriyorum
Bu yil cok oyun izleyecegim!
diye. Ama nafile. Zaman uysa bilet kalmiyor, Bilet olsa para olmuyor, Para olsa da zaman uymuyor derken koca bir tiyatro sezonu bitiyor.
Gecen sene ;
Ali Poyrazoglu Tiyatrosu - Babam Dokuz Dogurdu
Ali Poyrazoglu Tiyatrosu - Kucuk Prens Bana Dedi ki
Istanbul Sehir Tiyatrolari - Cibali Karakolu
ile koskoca sezonu kapattim.
Ama
Bu yil cok oyun izleyecegim!
2015-2016 tiyatro sezonunu Sehir Tiyatrolarinin Zengin Mutfagi isimli oyunuyla actim.
Vasif Ongoren tarafindan yazilan Zengin Mutfagi ilk oyununu 1977'de oynamis. Ve bugun hayatta olmayan yazarin kizi oyunun yonetmeni Asli Ongoren.
Oyun Turkiye tarihinin en buyuk isci eylemlerinden biri olan 1970 yilinin 15-16 Haziran Isci Eylemi'nin golgesinde Zengin isadami Kerim beyin koskunun mutfaginda koskun 20 yillik ascisi, eski pehlivan Lutfu ustanin agzindan seyirciye aktariliyor.
Lutfu usta bir sabah uyandiginda koskte kimsenin olmadigini fark eder. O gun yaninda calisan yardimcisi kizin da zavalli fakir genc Selim ile nisani vardir ama Selim de ortalarda yoktur.
Lutfu usta ve kiz buyuk bir isci ayaklanmasi oldugunu , patronlarinin avrupaya kactigini Selim'in de bu karisikliktan sebep gec kaldigini ogrenirler.
Zaman gecer, ortalik az da olsa durulur ve patronlari Avrupa'dan yanlarinda bir kurt kopegi ile donerler.
Iste Lutfu ustanin dedigine gore olaylar da kopegin eve gelmesiye birlikte baslar.
Insanlarin bayramdan bayrama yedigi eti her gun hem de mesaisi bittikten sonra pisirip kopege sunmak zorunda birakilan Lutfu usta soylenir durur,
Asciysak esek degiliz ya!
15-16 Haziran olaylari surerken bir suru aksilikler ile Selim burnunu belaya sokar ve kalacak yere ihtiyaci vardir. Koskun sahibi Selim'i eve alir ve ona is verir ve bir kampa yollar. Selim kamptan dondugunde cok degismistir , havalidir , nisanlisina karsi kabadir, patronunun bir nevi kopegi olmustur. Hayata bakisi cok keskinlesmistir;
Ya bizdensin ya karsidan!
Bu arada ulkede sag-sol olaylari , sendikalar -isverenler derken mutfak da pek tabi bu hir gur den nasibini alacaktir.
Oyunu kah gulup kah kizarak izleyecek, en onemlisi tarihin tekerrurden ibaret oldunu bir kere daha hatirlayacaksiniz.
Oyunun sonunda Lutfu usta seyirciye sorar;
Ayrilmak mi zor, Kerim beye hizmet etmek mi?
Aslinda hepimizin kendimize sormasi gereken bir sorudur bu, ama verecegimiz cevaptan korkariz belki de!
Ve oyuncular...
Selim ( Ali Mert Yavuzcan) karakterini aslinda dizilerden taniyoruz. O kadar iyiydi ki cocuklar her kostum degistirdiginde 'bu kim ' diye sordu. Kostum degil , ruh degil adeta beden degistiriyor sahnede.
Lutfu Usta ( Murat Garibagaoglu) sahaneydi, tum oyunu sirtlayan seyircinin yuregine dokunan , hani kim oynasa daha iyisini yapamazdi derdirten turdendi.
Kiz( Irmak Ornek) resmen imrenerek izledim. Bu kadar mi zarif olunur!
Seyfi ( Ozan Gozel) ve Ahmet(Selcuk Yuksel) ustlendikleri rol icerisindeki ideolojilerilerini resmen ruhunuza isletiyor.
Tum kadro tam kelime ile fevkaladeydi!
Siradaki oyun Sekerpare, izleyenler yorum yaparsa sevinirim.
Ne demistim ;
Bir süredir Youtube kanallarını sıkı takip eden pek lüzumsuz oğlum Can bizi de kendi videosuna alet etti.
Been Boozled, aslında bir kutu draje. Kutunun içinde renk renk drajeler ve bu drajelerin herbirinin farklı tatları var. Buraya kadar her şey normal görünse de öyle değil.
Mesela gördüğünüz iki beyaz drajeden biri hindistan cevizliyken diğeri bebek bezi tadında.
Daha berbat örnekler isterseniz ; siyah drajelerin biri likör diğeri kötü kokulu sprey tadında.
O kokuların tatlarını nasıl drajelere vermişler anlamadım ama birebir yani.
Biliyorum çünkü dün akşam kokmuş çorap yedim!
Harry Potter severler için efsane olan bu şekerleri deneyin diyemeyeceğim ama videomuzu izleyebilirsiniz:) İzlemek için şuraya TIK TIK...
*İzlemişken kanala da abone olursanız bir yavrucağı sevindirirsiniz:)
Doctor March'ın Dört Oğlu Metis yayınlarından çıkan yazarın okuduğum ilk kitabı.
Böyle adını sanını bilmediğim yazarların kitaplarını tavsiye ile okumayı çok seviyorum. Hele ki kitabın türü gerilim ise genelde çok çok da memnun kalıyorum.
Bu kitabı yeni bir hobim sayesinde keşfettim ve ilk önce size bundan bahsetmek isterim.
Youtube, benim için sadece müzik dinlediğim ve eskinden #DamlaninPlaklarini yüklediğim bir yerken çok güzel kanallar keşfetmeye başladım.
Kitap kanalları , Alışveriş kanalları ve hatta makyaj kanalları. Tahmin edersiniz ki kitap kanallarının gönlümde yeri çok ayrı oldu. Hatta en iyileri , vasat olanları derken bir çok kanal tanıdım. Bir ara ben de yapabilir miyim acaba dedim ama cesaret edemedim.
Hatta blog dünyasının Ölmeden Önce tanınması gereken kişisi Güven bile bu yaz kendine bir kanal açtı. Efsane keyifli , izlediğim en kaliteli ve en içeriği dolu 3 videoyu hazırlayıp biz izleyicilerine sundu. Kendisinden yeni videolar beklediğimizi de buradan bir kez daha hatırlatmak isterim.
Bu kanallardan bir kaçını aşağıda sizinle paylaşacağım.
Ama önce kitap yorumum;
Doctor March'ın Dört Oğlu
Herşey doktor March'ın eşinin rahatsızlanıp eve bir hizmetçi almak zorunda kalmaları ile başlar.
Eve gelen hizmetçi Jeanie için başlarda herşey normaldi. Birbirinin tıpa tıp aynısı 4 erkek kardeş , sosyal hayattan kopuk bir anne ve işinde gücünde bir baba.
Ta ki bir gün Jeanie hanımının odasında temizlik yaparken bir günlük bulana kadar.
Jeanie günlüğün bir katile ait olduğunu ve işlediği cinayetleri ,tüm iç karartıcı ruh hallerini ve hatta işlemeyi düşündüğü cinayetleri katilin bu günlüğüne harfiyen yazdığını görür.
İlk düşüncesi polise haber vermek olur ama kendisi de kaçak bir sabıkalı olduğundan yapamaz. Üstelik polise verebileceği bu günlükten başka kanıt yoktur.
Katil günlüğünü isimsiz tutmaktadır. Verdiği tek ip ucu 18 yaşındaki dördüz kardeşlerden biri olduğudur. Kimi zaman hiçkimse kimi zaman 4 kardeş birden. Jeanie'nin kafası karışır , kendine günlük tutmaya başlar.
Kitap katilin günlüğü ve hizmetçinin günlüğü olarak tırnak yedirten hızla ilerliyor. Gece uyandığımda acaba 1-2 sayfa okusam mı derken yakaladım kendimi , düşünün artık.
Ve sonunda tüm tahminleriniz boşa çıkıyor. Kitabı okurken katili tahmin edeceğinizi hiç mi hiç sanmıyorum. Kitabın sonu sizi hem şok hem de sinir edecek cinsten.
Gerilim severseniz kesinlikle tavsiye ederim.
Youtube kitap kanalları tavsiyelerime gelecek olursak ;
Ben Ölmeden -Daha çok video lütfen! Eren Nadir Akşamoğlu - En profesyonelleri olduğunu düşünüyorum, tek sorun okuma türlerimizin mükemmel uymaması. Thinbooks - blogundan takip ettiğim , videolarını da zevkle izlediğim bir kanal. Yorumlarına güveniyorum. Baldan Beri Yiğit Davutoğlu - Hayalimdeki evlat şekli:) Nihan Alak
Aldığım gün, Eylül çocuğu olduğumdan mıdır nedir en sevdiğim çizimin olduğu yapraktı.
Tüm yıl beklemiştim sararmış yaprakların olduğu bu yaprağını takvimimin.
Eylül özeldir çünkü. E ben doğdum , babam doğdu , Gizem doğdu, Dayım doğdu vs...
Sonra bir gün birine çok sinirlendim. Topladım tüm ofis eşyalarımı hala bir torbada hazır bekliyorlar hatta. Unuttum gitti tabi takvimi o torbada.
İçim acıdı görünce.
Demem o ki gereksiz birilerine sinirlenip büyük heveslerimizi kaçırıyoruz farkında mısınız?
Kitapçılarda gezmek daha da moda
Fotoğraf paylaşmak moda
Kitaplı, daktilolu fotoğraf paylaşmak daha da moda
Neredeyse her gün iletişimde olduğum bir x üzerinden anlatacağım bugün size hikayeyi.
X, benim kitap kargoma denk geldi bir gün. Koliyi nasıl iştahla açtığımı farketti ki
Ay ben de efsane bir seriye başladım geçen gün. Şiddetle tavsiye ederim
dedi.
Bana sorarsan
Ne güzel kitaplar
diyip konuyu kapatsa gözümde daha değerli olacaktı.
Bir önceki Pazar Hürriyet'de bir röportaj okumuş. -Eyvah dedim geliyor!-
Kadın yazar bir güruh havasındaymış adeta. Kitapları o kadar sürede onbinlerce satmış ki kesin okumalıymış. Zaten her yerde kitap gözüne çarpıyormuş, geç bile kalmış.
Evet, birçoklarınızın anladığı üzere kahramanımız X güruh derken Azra Kohen'den Efsane seri derken de Fİ-Çİ-Pİ den bahsediyordu.
Ve söylediklerinde çok ciddiydi!
Merak ettim, okudum röportajı.
Çok yakında kitaplarını da okuyacağım ve emin olun beğenirsem yine buradan duyuracağım.
Eleştireceksen bilip eleştireceksin
Ama röportajdan önce alttaki videoyu izlemenizi öneririm.
Bu videoyu aylar öncesinde izleyip, bir Türk yazar olarak diğer Türk yazarlara burun kıvırmasına çok çok sinirlenmiştim. Duygularımda hala bir yumuşama yok gerçi...
İzleyip siz de karar verebilirsiniz.
Gelelim gazete röportajına, Yazılı röportajın başlığı da şu;
Dünyayı değiştirmek için yazdım
Aman tanrım!
Değiştirebildin mi peki diye sormak isterdim kendisine? Ya da kitaplarını okuyan birinin hayatında olumlu bir adım attırabildin mi? En azından ben henüz duymadım.
Sen Ahmet Hamdi Tanpınar gibi yazarlara burun kıvırıp, röportajında "Umurumda değil yazarlık ve edebiyat" diyecek üzerine de büyük kitleler tarafından sevildiğini düşüneceksin.
Çok itici, talihsiz yorumlar bunlar bana sorarsanız.
Yazının başına dönersek, demem o ki ;
Bazı yazarlar dua etsin ki kitap okumak moda ama okuyormuş gibi paylaşmak çok daha moda
Bu arada kahramanımız X'in Türk Edebiyatının duayen yazarlarından birinin çok yakını olduğu gerçeğini, kendinizi bıçaklamamanız için sizinle paylaşmak istememiştim ama işin vehametinin farkına varın istedim.
Çocukları "Minyonlar" a götürmeye gitmiştik aslında. Bilet alırken bir baktık afişte tatlış bir abi güzel bir abla, e filmler de aynı saatte başlıyor, çocukları Minyonlar'a kendimizi Gece Bitmeden filmine attık.
Gece Bitmeden derken ciddiymiş, tüm film bir gecede yaşandı bitti.
Tüm aşk klişeleri; Tesadüf , mutsuz ayrılıklar , kaybolmuş umutlar, terkedilmişlikler vs olmasına rağmen romantik bir film izleyemiyorsunuz maalesef.
Bir kadın çantasını çaldırmış -sanırım cebindeki son para ile- tren bileti elinde son trene yetişmeye çalışırken telefonunu düşürür, telefon kırılır, kadın treni kaçırır.
Tren garında müzik yapan bir tatlış abi de kadının peşinden gider, telefonunu verir ve tanışırlar.
Biz de bu iki arkadaşın tüm gece başından geçenleri , hayatlarındaki mutsuzluklarını , birlikte atıldıkları maceraları izleriz.
Filmden çıktığımda ilk baktığım şey festival filmi olup olmadığıydı ama değilmiş.
Bir ara arka koltukta horlayan abi, seviyorum seni.