01 Nisan 2013

1 Nisan Uyarı Yazısı

Aslında yazıma şöyle başlayacaktım ;
   Kaldırabileceğim 1 Nisan şakası...... Ama düşündümde yok yok ben şaka kaldıramam en ufağından da olsa bana göre değil. Yapmayın kardeşim ben yapıyor muyum?
    Bünye meselesi bende yok o kabiliyet ben mesela fotoğraftaki gibi birşeyle karşılaşsam yukardakilerin vay haline .

 En son bana şaka yapan en yakın arkadaşımın telefonlarına 3 gün cevap vermediğimi söylemiş miydim?
 
 Şakadan nefret edenler komitesi başkanı gururla sunar  beni bu hale getirmeyin NOKTA.... Şimdi herkes dağılabilir :)
   


*Yazı eski ,duygular günceldir. Sevgiler ...

29 Mart 2013

Yeşil Peri Gecesi

Çok sevdim seni.Bazen insan kendini bu kadar çamura nasıl batırır diye kızmadım da değil hani.
Gün ile arkadaşlık ettim, özledim onu senin kadar. Şimdi burada olsa yardım ederdi sana dedim içimden.
Osman'dan nefret ettim işte. Bence Teoman'a verdiğin sıfatın hasını Osman hak ediyor! Osman'a duyduğun sevgiyi anlamakta zorlandım hep.
Fikriyanım benim fikriyanım'ı hatırlattı bana. Hep mi sevgisiz olurlar acaba diye düşündüm.
Sonra Baban , bence hep sevdi seni içten içten!
En son helal sana be Selda dedim. Esaslı kızmışsın helal !
Ali , herkesin bir Ali'si yok mudur içinde ? İmrendim ....
Sonra o otelde ayrıldık seninle yalnız bıraktım sizi, usulca çektim kapıyı çıkarken. Tam otelden çıkıyorum fark ettim ki 4 soluksuz gün yaşadık beraber ve ben senin adını bilmiyorum .....
Sonra kapattım kitabın kapağını ,her satırı tekrar tekrar düşündüm. Yok yanılmıyorum ,senin ismin yok!
Hayatımda kitabın kahramanının adını bilmediğim olmamıştı , çok garipsedim.
Bu romanı ben yazsam adın "Su" olurdu diye düşündüm.Gün'ün sevdiği Dalgalar gibi , durmadan kolayca akıttığın gözyaşların gibi , ben seni hep "SU " olarak hatırlayacağım...


Uzun zamandır bu kadar soluksuz bir kitap okumamıştım. Edebiyat şaheseri değil belki ama özellikle #kitapkardesligi grubumuzda seçtiğimiz kasvetli kitaplardan sonra ilaç gibi geldi.
Ayfer Tunç ile ilk tanışmamız bu ve belli ki son olmayacak. Bence kesin okumalısınız!

Bu vesile ile de bloguma dönmüş bulunmaktayım. Ne çok özlemişim yazmayı :)

14 Mart 2013

Hayat Çok zor be Fadime Teyze !

Sevgili Ayşe teyze ;
Hayat çok zor. "Biliyorum kızım" deme de bi dinle!
Bizim veledin okulunu değiştirmek gerek , okul okul değil hayvanat bahçesi kıvamına geldi. Çocuklara Matematik dersi fasikülleri için cevap anahtarı veren- yazarken öğrenirlermiş- , "susadım" diyen çocuğa "suluğunu evde unutmasaydın" diye tersleyen ,30 yıl öncesinden kalmış tadilat görmemiş yemekhane de sürekli makarna, pilav çıkartan , bozuk çöp kovasını bile aylardır değiştirmeyi akıl edemeyen güya ÖZEL okul artık gözümde miladını doldurdu.

Ama anladım ki çalışan anne isen devlet okulu gibi bir seçeneğin yok. Çünkü devlet okulları yarım gün , eve bir yardımcı tutsan zaten özel okul parasına yakını ona vermen gerekecek.

Tek opsiyon özel okul olunca bir dert de tam orada başlıyor. Bak burası hem özel hem uygun dediğiniz okullar üstteki gibi çıkıyor. İsim yapmış ,eğitim seviyesinden ödün vermeyen okullar ise -bence haklı olarak- ciddi paralardan bahsediyor.

Sevgili Kezban teyze , söyle bana ne yapmalı? Okulu değiştirip maaşının neredeyse tamamını o güzel okula mı vermeli? Yoksa bu okulda kalıp yönetimi ile saç saça baş başa kavga etmeye devam mı edilmeli ki bu durumda vicdan nasıl susturulmalı ? Ya da işi bırakıp çocuğu da devlet okuluna mı vermeli?

İşim çok zor Fatma Teyze. Kafam çok karıştı. Hangisi doğru yoldur? Bu babalar ne işe yararlar? Kabartma tozu pastayı nasıl böyle kabartıyor? kafamda deli sorular ....

Yaa işte böyle Hatçe teyze , kafa dolu olunca blog da boşlanıyor. Ne ilham perisi kalıyor ne yazma isteği.


12 Şubat 2013

Yalnızlığın Renkleri

Birden dank eder aklınıza. Adeta bir ampul yanar , aydınlanır her taraf.
Oysa siz nasıl da farklı hayal etmiştiniz. Kaptırıp yaşamaya devam etmiştiniz.
İstediğiniz an telefonun ucunda gibi hatta başınız istediğinizde onun omuzunda gibi.

Aslında sadece farkındalık meselesi. Karşınızdaki insana gereğinden çok değer vermeme becerisi. Mesele o becerinin sizde olup olmamasında , mesele canım dediklerinizin size nasıl seslendiğini duymakta.

Ben hep arkadaşlarını iyi seçtiğini sananlardan oldum. Sananlar diyorum çünkü sanmak ile doğru yapmak aynı şey değil. Sevdiğim tüm arkadaşlarım benim canım dedim. Ne zaman isteseler ben giderim ,onlar gelir dedim. Aramızda istediği kadar "günlük hayatın koşuşturması" bahanesi olsun , bizim sığınmaya ihtiyacımız olmaz dedim.

Sonra bir gün uyandım.

Hava kendini güneşli , ben kendimi mutlu sanmaktaydım.

Hava soğuk , ben de öylece tek başımaydım.

Bazen durur bir bakarsınız "san"dıklarınızdan kaç tanesi kalmış etrafta diye ...

Kaç tanesi kendini sandıkların içende hapsetmiş bile diye ...

Bir benim sandığımın üstünde baş köşede bana gülümseyen yüzler beni sandıklarının en derinine atmışlarsa diye ...

Telefonu alıp ararsanız duyacağınız soğuk sesin rengi yalnızlığınızın rengi olacaktır.

Sonra hani o güneşli soğuk sabah yalnızlığınızın koyu kırmızı olduğunu öğrenir , kendinizi mutlu sanmaya devam edersiniz.

Ve biraz daha dikkatli bakarsanız güneşin ve mutluluğun aslında hiç olmadığı upuzun bir yolda olduğunuzu farkedersiniz. Buna gerçeklik derler , dünyaya hoş geldiniz!




08 Şubat 2013

Twitter sen nelere kadirsin ...

Ben bu yazıyı yazmaya başladım ama bir türlü başlığa karar veremedim. Yazı bittiğinde başlığı ne olur ne olmaz bilinmez.

Twitter tuhaf bir yer, çok aktif,fazlasıyla sosyal , bir o kadar rant sağlamaya çalışan uyanıklar ile dolu. Yani anlayacağınız Vezir-Rezil durumu ...

Dün öğle saatlerinde "Bloglarda, instagramda ve twitter da okuduğum şeyleri sonrasında bulamıyorum ya işte o çok sinir bir durum. Bir kitap vardı onu arıyorum " twitime yardımcı olmaya çalışan bir çok insan çıktı. Size de oluyor mu bilmem , bir şey okuyorum ve diyorum ki bunu almalıyım ya da okumalıyım. Sonra alacağım zaman kitapsa yazarını ya da ismini , bir eşya ise adını ,markasını unutuyorum. Yazan kişiyi de unuttuysam eğer haydi bana geçmiş olsun :)) Yakında kendime sosyal medya defteri yapacağım. Bak bu fikir şimdi aklıma geldi, mantıklı aslında :) Neyse konudan çok saptım.

Ve uzun araştırmalarım sonucu kitabı ve yazarını hatırladım.Bu ara genç , türk ve kadın yazarların kitaplarını okumak gibi bir misyon edindim. Hatta mümkünse ilk yazdıkları kitaplarını(tavsiyeniz var ise yazın lütfen) . Ve sevgili SOLSOLEDO (isme tıklarsanız bloguna bakabilirsiniz) bu tür yazarların kitaplarını iki yayın evinde rahatlıkla bulabileceğimi söyledi.

Biri hepimizin tahmin ettiği üzere gönülden sevdiğimiz "YİTİK ÜLKE".

Diğeri de aşağıdaki yazışmalarda göreceğiniz yayın evi.

Buraya kadar her şey normal. Sonrası bizim konuşmamızın üzerinden birkaç saat geçip solsoledo 'nun bana önerdiği yayınevinin kendisini takip etmeyi bıraktığını fark etmesi ile ilginç bir konuşma başladı. Buyrunuz ,Okuyunuz.

Alttan üste okumanız gerekmekte;




Açıkçası ben çok rahatsız oldum bu tavırdan. Kendileri sonunda "fikrinizi paylaştığınız için teşekkür ederiz" derken sanki istediğiniz kadar konuşabilirsiniz biz amacımıza ulaştık tavrı takınıyorlar.

Bence bir yayınevi isen ,üstelik yeni yazarlar tanıtmaya çalışıp kendine bu alemde yer açma çabasındaysan bu yol çok yanlış bir yol.

Bunu Twitterda da İnstagramda da sıkça yapıyorlar , ilk önce takip ediyorlar sonra sen de onları takip edince seni izlemeyi bırakıyorlar. Çok çocukça bir hareket bence , açıkçası gülüyorum ve fark edersem izlemeyi bırakıyorum.

Önce Kitap " bu yüzden okurlarımızı takip etmeye son verip sektörü izlemeye başladık." demiş. Kendilerine sektörleri ile mutluluklar diliyorum.

Açıkçası ben kitap alırken yayınevine dikkat edenlerdenim. Ve kara listeme eklendiler. Şimdi bunu okurlarsa "aman bir okur kaybettik ,batmayız" diye düşünürler eminim!

Sevgiler

07 Şubat 2013

Mucize Mikrodalga Poşeti

Hep laylaylom yapacak değiliz değil mi ? Madem bir şeyler yazıyorum kullandığım mucizevi ürünlerden siz de haberdar olun istedim. Bak öyle de yardımseverim.

Bileniniz var ise buradan sesleniyorum "arkadaşım neden yazmıyorsunuz , bizim de haberimiz olsun". Bilmeyenleriniz de sıkı durun hayatınız kolaylaşacak.

Evet bu kadar cümle sadece bir poşet için. Ama bu bildiğiniz poşetlerden değil, bu mikrodalga poşeti.


Bu sevgili poşet ile bir market gezisinde tesadüfen tanıştık. Haydi bir deneyelim dedik ve şu an evimizin vazgeçilmezi oldu. Kullanımı şu kadar pratik ;
Önce poşetimizi alıyoruz, gördüğünüz gibi üzerinde neyi ne kadar pişirmeniz gerektiği yazıyor.

Daha sonra yıkadığımız sebzemizi poşetimize koyup , poşetin çıt çıtlı kilidini kapatıyoruz. Şu şekil;

Bir sonra ki adımda üzerinde yazan pişirme süresine uyarak mikrodalgaya atıyoruz kendisini. O da bu şekil ;( bir şey anlatacağım ya kırk yılın başı böyle suyunu çıkartırım)

Poşete herhangi bir su ilavesi yapmıyoruz ve sonuç;
yemyeşil , kendi buharında pişmiş nur topu gibi brokolilerimiz oldu... Biz bazı akşamlar kişi başı böyle bir tabak sebze yiyoruz sadece. Hem hazırlık aşaması,pişirme aşaması max.10 dakika hem de acayip lezzetli oluyor.

Emin olun uzun zamandır sebzeleri bu kadar lezzetli yemediğinizi hatırlayacaksınız. Üzerine az limon ,az zeytinyağı işte en sağlıklı şey...

Biz şimdiye kadar ; Brokoli, Brüksel Lahanası, Havuç, Kabak , Mantar , Pancar , Karnıbahar pişirdik. Bir de işin cılkını çıkartayım Enginar yapayım dedim o da süper oldu tavsiye ederim.

Üzerinde balık ve tavuk da yapılabildiği yazıyor ama buğlama benzeri şeyleri sevmediğim için ben denemedim , belki siz dener bana yazarsınız :)

Not:"Ay kesin reklam yapmış bu beeee!"diyen varsa aranızda Reklam değildir!!!




05 Şubat 2013

Leyla'nın Evi - Tiyatro

Kitabını bir nefeste içi burkularak okuyanlardansanız iki damla gözyaşı dökmeden salondan çıkamayacaksınız.

Leyla'nın Evi benim kalbimde hep baş tacı olarak kalacak sevgili Zülfü Livaneli'nin eseri.Livaneli kitaplarının ayrı bir büyüsü olduğunu düşünürüm hep. Kitap öyle bir anlatır ki size hikayesini okumakla kalmaz yaşar , kitap bittiğinde de karakterleri mekanları hep özlersiniz.

Ben Leyla'yı çok sevmiştim,Celile Toyon sayesinde kat be kat sevdim. Hayalimdeki Leyla'yı kaybedeceğimden çok korkmuştum giderken ama hayır , işte bizim dünyalar tatlısı ,muzip ,tam bir istanbul hanımefendisi Leyla tam da karşımdaydı.


Bizim hırçın kız Roxy'i Ayça Varlıer oynamış. Ağzım açık izledim , kendisini daha önce hiç sahnede izlememiştim. Önyargılarımdan utandım. Nasıl güzel oynuyor ,çok tuhaf bir enerjisi var , ben çok sevdim.

Ayça Varlıer bu oyunculuğunu dolu ödülle taçlandırmış zaten baksanıza;
Afife Jale - Müzikal En İyi Oyuncu Ödülü
Sadri Alışık – En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü
Yeküv Vasfı Rıza Zobu – En İyi Kadın Oyuncu Ödülü
11. Direklerarası Seyirci Ödülü – En İyi Kadın Oyuncu Ödülü

Ve gelelim bizim iyi kalpli , vefakar "Yusuf" Halim Ercan . Gerçekten keyifli bir oyunculuğu var sizi hüsrana uğratmıyor.


Leyla'yı o tahta bavulunun üstünde gördüğünüzde kalbiniz cız edecek. Ve ona veda etmek istemeyeceksiniz. Ben birçok sahneyi gözümde yaşlarla izledim. Tuhaf bir deneyimdi.



Müzikler tabi ki Zülfü Livaneli den , nasıl kalbinizden vuracağını bilen bir ustadan.

İstanbuldaki gösterimleri bitmek üzere ama diğer şehirlerde devam ediyor. İşte programı ;
Tarih Saat Yer
18/02/2013 20:30 ATAKÖY YUNUS EMRE KÜLTÜR MERKEZİ
24/02/2013 16:00 ANKARA ŞİNASİ SAHNESİ
08/03/2013 20:30 KOZYATAĞI KÜLTÜR MERKEZİ
09/03/2013 20:30 ESKİŞEHİR ANADOLU ÜNV. ANADOLU SİNEMASI
29/03/2013 20:30 İZMİR AMERİKAN KOLEJİ
30/03/2013 20:30 İZMİR ATATÜRK K. M. YUNUS EMRE SALONU

Farkındaysanız konusu hakkkında yazı yazmıyorum. Kitabını okumadıysanız büyüsü bozulmasın diye. Okuyun , İzleyin . Şiddetli tavsiyedir ...

Not : Tiyatro salonunun yaş ortalaması 65 yaş üstüydü. Benim gibi genç kesimden gelenler parmakla gösterilecek kadar azdı. Şahsen ben çok rahatsız oldum ve utandım bu durumdan. Benim için en zor tarafı haftalar öncesinden bilet almak gerekmesi, keşke aldığımız biletin mazeretli iptalleri olabilse !
Ama karar verdim artık daha çok tiyatroya gideceğim.

2.Not: Resimler Tiyatro Kare ' nin internet sitesinden alınmıştır. Oyun esnasında fotoğraf çekmeye çalışan sıfatsız arkadaşlar yerine konmak istemem , Uyuz oluyorum onlara :)
Siz de siteye girip ayrıntılı bilgiler bulabilirsiniz.




Special design for Keşke Gerçek Olsa by GeCe