15 Ağustos 2013

#DamlaBarselonada

Facebook hayran  sayfamda -kime göre neye göre-  bu yazıya "Günlerden bir Pazartesi 5 aylık bir hamile ,bir kafadan üşütük ki ben oluyorum ve tek ayağı alçıda sekerekten bir sakat aynı uçağa binerler.... " diye başlayacağımı yazmıştım.

Gülmeyin ,izin verin şu sevimli Perşembe gününde Egomu erişilemez duruma getireyim zira pek de muhteşem geçmeyen tatilimi yazıya dökmek başka türlü mümkün olmayacak.

Meraklı gözlere önemli not: Parasızlıkdan başka şort mu alamadı la bu kız diyen olur diye söylüyorum 15 günlük tatilimi aynı şort ile tamamladım,tavsiye ederim :) Böylece valiz hamallığı yapmaz yurtdışından dönerkene valizi bilumum eşya ile doldurabilirsiniz :) Ayrıca çok ayıp öyle şeyler düşünmeyin tamam mı?

Gizo’nun hamileliği pek süpriz olmasa da kendisinden daha sorunlu bir tatil beklediğimizi söylemeden geçemeyeceğim. Ama “azimle *ıçan taşı delermiş” misali hepimizi şaşırttı. Bir ara düz duvara bile tırmandı yani o kadar… O çocuk bi doğsun hepimize bu tatilin hesabını soracak kesin :)

DSCF0230

 

Asıl süprizi tatilden bir gün önce ayak bileğinin bağlarını kopartmayı başarmış seyahatimizin sakatlıkdan sorumlu baş danışmanı Merwisko yaşatmış olsa da ,tek sağlam benden daha fazla yürüdü, daha fazla zıpladı ve daha fazla yaşadı fazla fazla fazla yani… Dönüşte yataktan kalkamamış olmasının sebebi bu olabilir BELKİ :)

Sonuçta  tavsiye ederim yanınızda Robocop Girl biri ile fütursuzca “buralar bizden sorulur aga” yürüyüşü yapabiliyorsunuz. :)

DSCF9862

Bana gelince ; ben ve Barselona pek anlaşamadık. Birbirimizi pek de sevdiğimiz söylenemez,bundandır ki grupdaki osuruk tozu bendim. Neyseki bununda bir kaç çaresi var ;)

DSCF0347 

Barselonaya sırf beni bu bira ile tanıştırdığı için minnettar olabilirim. A.K.DAMM süper bir bira henüz Türkiyede yok (kesin bilgi) :) , denemeniz şiddetle tavsiye edilir.

Tamam farkındayım konuyu çok dağıttım. Şimdi asıl ayrıntılara giriyorum.

Barselonaya gitmeden o kadar çok bilgi topladım ki uçaktan indiğimde ÖSS sınavına girecek yavru ceylan gibi “allahım hiçbir şey hatırlayamazsam ne yaparız  “diyerek ufak çaplı panik yaşadım. Ama öyle olmadı , dersime sıkı çalışmışım :)

Başlıklar ile “kısa kısa”(yalannn) anlatacağım.

ULAŞIM – KONAKLAMA

AEROBUS

Tipik bizim Havaş, havalimanından kalkan Aerobus lar ile şehir merkezine ulaşmanız çok  kolay. Tek dikkat etmeniz gereken havalimanı T1 ve T2 olarak ikiye ayrılıyor. Hangisinde indiyseniz yine aynı terminalden döneceksiniz demektir. Dönüşünüzde karışıklık yaşamamak için hangi Areobus a bineceğiniz aklınızda olsun. Kişi başı tek yön 5,90 ödeyerek istediğiniz durakta inebiliyorsunuz. Bizim otelimiz Barselonanın  Nişantaşı’sı denilen (ki alakası yok) Passeig de Garcia üzerinde olduğundan Plaza Catalunya da indik ve kısa bir yürüme mesefesi ile otelimize ulaştık.

OTEL

Otelimiz çok merkezi ,temiz ve konforlu olduğundan belki işinize yarar diye yazmak istedim. Otelimizin adı HCC.ST MORİTZ idi. Merkezi olması zaten en büyük avantajımızdı. Tek sevmediğimiz yani çıkarken aldıkları turist vergisi kılıklı şeydi. Ama bu onların değil Barselonanın öküzlüğü…

BUS TURİSTİC

Hamiş bir bayan olunca yanımızda metro ile dolaşmaktansa bu turistik otobüler ile gezmek daha bir mantıklı göründü hepimize. Hem planımızda olmayan yerleri de görürüz merak ettiklerimiz olur ise o duraklarda ineriz diye düşündük. Çok da iyi yapmışız, gayet pratik bir gezi idi.

Otobüslere günlük ya da 2 günlük bilet alabiliyorsunuz. Her durakta görevli birileri var ama otobüs tek yön çalıştığı için ilk duraktan binmek daha mantıklı. Yani bu durakta inmeyelim sonra döneriz gibi bir şansınız yok , otobüs kocaman bir yuvarlakta şehir turu atıyor. Görülmesi gereken bir çok durakta duruyor. En meşhur yerler mavi hatta bunun haricinde  2 hat daha var. Otobüslerin üzeinde bir çok dilde hangi hat olduğu yazıyor, hatta karışıklığı ortadan kaldırmak için her hatta ayrı durak yapmışlar aralarında 3-4 mt. var.

Biletler kişi başı günlük 26 € . Şu şekilde ;

DSCF9884 

Biletle birlikde bir de içinde birçok yerde kullanabileceğiniz indirim kuponları olan bir kitapçık ve otobüs içersinde yapılan tanıtıcı ve bilgilendirici anonslar için kulaklık veriliyor.

DSCF9881

Ama  maalesef Barselona’nın hiç bir turistik uygulamasında Türkçe dil seçeneği yok. Hem de elini sallasan Türk Turiste rastlarken. 

GEZME – TOZMA

LA RAMBLA

Gitmeden yaptığım araştırmalarda buradan hep “İstiklal Caddesi gibi “ olarak bahsediliyordu. Bir açıdan mantıklı ama İstiklal daha bohem kalıyor bana sorarsanız. Ama yine de Barselonada hayat La Rambla da gibi ama 23:00 itibari ile tüm tezgahlar ve mağazalar kapanıyor. Cadde sessizliğe bürünüyor. En azından gündüz  herkes orada, ilk gün değişik gelse de 2.,3. gidişinde insanı sıkabiliyor. Dümdüz ve Upuzun gayet geniş bir cadde düşünün  ortasından hesiyelik eşya dükkanları caddenin iki yanında da cafe ve restaurantlar mevcut. Kendinize güveniyorsanız caddenin bitimine yürüyüp  Kolomb heykeli ile karşılaşabilirsiniz , ya da 5-6 € taksiye binerek gidebilirsiniz. Tatilin huysuz şirini olarak ben 2. yolu seçtim.

MERCAT DE LA BOQUERİA

Burası da ismini sık duyacağınız Meyve pazarı ,La Rambla üzerinde sağda kalıyor. Bilmediğimiz birşey yok. Resimler ile ispat edebilirim,abartmıyorum. Abartan biri var ise onlar. Neyi mi? Tabi ki fiyatları. Fiyatlar şöyle bir kase kiraz 2,5 € , bir bardak taze sıkılmış olduğunu iddia ettikleri ama orada hazırda bulunan meyvesuları 2,5€ , 3 dilim karpuz 2€ , 6 parça Passion Fruit 2€ v.s. Hani öyle dünyanın en orjinal meyvalarını yiyeceğim falan diye düşünmeyin. Bizde bulunmayan bir şey görmedik.

DSC_0288 DSC_0278

 

CASA BATTLO

Şahsen Barselona ya gitmeden önce yaptığım araştırmalarda okuduğum ilk şey Casa Battlo’nun gereksiz fahiş fiyatlı olduğuydu. Ki haksız da sayılmazlar bence , Biz de kendisini dışardan görmekle yetindik zaten. Çıkanlardan duyduklarımız çok şey kaybetmediğimiz yönünde. Ama Gaudi nin hakkını yemeyelim dış mimari ciddi ilgi uyandırıcıydı.

DSCF9903 DSCF9893 DSCF9896

 

CASA MİA

İnsan oğlunun üreyebilme mucizesine minnettar kaldığımız yer :)

Müzelerin önündeki sıra muazzam sayın seyirciler bunun için Barselonaya giderken  yanınızda götürmeniz gerekenler arasında Hamile bir arkadaş mutlaka olsun :) Zira kendisi 2 müzede bize öncelik hakkı tanıtmış  olup gönlümüzü feth etmeyi başardı :)

Tarhi ve teknik ayrıntılara girmiyorum ama burayı görmelisiniz… Casa Battlo 20.35 € idi kişi başı , burası 16,50 €.

Dışı seni ;

DSCF9909

İçi beni ;

DSCF9924 DSCF9925 DSCF9928

Terası hepimizi yakar –hava çok sıcaktı DSCF9949  

LA SAGRADA FAMİLİA

İşte hayatın acı gerçekleri ile karşılaştığımız yer tam da burası. Hayır hayır Gaudi şaheserine bakmak isterken ezilmiş hikayesi yüzünden değil, ortalama 1 saat kuyruk beklediğim için. Kuyruk öyle uzundu ki burada bir hamiş var demeye korktuk. Mazallah linç ederler adamı o sıcakta. Pek çok fedakar insan olarakdan hepsini yakınlarda bir cafe ye yollayıp sırayı birbaşıma muhsun ve hüzünlü bekledim :P Bunların acısını elbet çıkartacağım tarihe not olsun!

DSCF0056

Girişt hem kilisenin içi için hem de asansörle kulesine çıkmak için bilet alabilirsiniz.Giriş için kişi başı 13.50 € ,kuleye çıkış için ayrıca 4,5 € ödedik.  Yalnız biletinizde yazan asansör saatini beklemeniz gerekli. Bizim asansör saatine 1 saat vardı , Bu arada biz kilisenin içinde bolca gezdik.

Büyük not: tüm uyarılara rağmen online ticket almadan gittim. Ne kadar bekleyebilirim ki yaw diye ukalalık yaptım. Ben ettim siz etmeyin. Alın online biletinizi ,beklemeden elinizi kolunuzu sallayarak içeri girin.  Sonra da bana dua edin, mum yakın falan …

İçeri de çok büyük hayranlık verici şeyler beklemiyor sizi , bence asıl arka avlusunda olağanüstü herşey …

DSCF0125

Her ayrıntıda bir heykel,figür, hikaye dikkatinizi çekecek. Zaten yapmaya çalıştıkları İncilde geçen hikayeleri anlatmakmış.

DSCF0121  DSCF0126 DSCF0127

Ve Mahşerin üç atlısı :) ;

DSCF0155

Büyük heyecan ile beklediğimiz asansör yolculuğumuzdan sonra kendimizi 25 metrede bulduk. Aşağıya iniş yolunu gördüğümüzde bi çıtır içimiz hoplamadı değil. Şöyle ki;

DSC_0161 Nasıl ? Sonu görünmüyor değil mi :D

Ama yukarıda göreceğinz manzara bu merdivenlere değer gerçekten.

DSCF0174

Yine de bu 8958 tane(attım) dik merdiveni döne döne  indiğinizde ayakta durabileceğiniz anlamına gelmiyor… Şekil 1 a. herkes pert!

 

DSCF0186

 

PARC GÜELL

Bus Turistic ile Parc Guell duragında  indiğinizde karşınızdaki her sokak sizi Parc Guell e çıkartacak. Burası için ciddi bir yokuş vara vs. diye okumuştum ama yok öyle bir şey ben diyim.

Sokakların kalabalığını izlerseniz kendinizi işte tam bu kapıda bulacaksınız;

IMG_0925

27 yıl oldu şu kıza resmi çeken kişiye bakmasını öğretemedim ya yanarım ona yanarım.

Masallardaki şeker evleri gerçek yapmış  Gaudi amca. Zaten Gaudi olmasa Barselona bomboş ,anlamsız bir şehir olurmuş bence. Yatsınlar kalksınlar Gaudiye dua etsinler.

DSCF0249

Parkın girişinde ki meşhurrr Kertenkeleye acıdım yemin ederim. Resmen izdiham vardı önünde. Gitmeden izlediğim bir video da çocuk “yakında yumurtlarsa şaşırmam” demişti , haksız sayılmaz gerçekten :D

Tabi bu bizim kendisi ile fotoğraf çektirmediğimiz anlamına gelmiyor …

Ve şimdi fark ettim ve açıklamak isterim ki biz eşlerimizle gittik Barselonaya , hayır fotoğraflarda hep Gizo ben varız garipsemeyin yani. Eşler alıştı siz de alışın :)

IMG_0928 Parc Guell i ben çok sevdim , burayı görmeden Barselonadan ayrılmayın derim.

He bu arada şu duvardaki kovuklara oturmayanı dövüyorlarmış… Kapısında da Hamile ve sakatlar oturamaz yazmayınca sonuç biraz tuhaflaştı tabi…

page

Parc Güell de bolca yürüyebilirsiniz, ferah ve bir o kadar keyifli… Meşhur moziklerden yapılmış upuzun  bankda oturup şehre şöyle bir kuşbakışı bakın bakalım. (sanki söylemesem kimse bakmayacak, bu gezi postu işi bana göre değil mi ne? )

Hayır ben mutlu olsum siz de olun diye uğraşıyorum çok mu ?

DSCF0250

Park da dolaşırken minik bir ev çıkacak karşınıza ,atatürk ilk öğretimi geçince solda , ıyhhh tamam özür dilerim. Burası işte Meşhurrr Gaudi nin evi imiş. Biz Sagrada Familia da bilet alırken seçenekler arasında buranın da bileti vardı. Ama girip girmeyeceğimiz belli olmadığından almamıştık. Burada kişi başı 5€ verdik, ama Sagrada Familia da toplu bilet alsak daha ekonomik olabilirdi.

Sonuca gelirsek Boş yere 5€ vermeyin derim. Terzii kensi söküğünü dikemezmiş misal Gaudi çalışmaktan evine vakit ayıramamış sanırım. İçeride size “vay anasını Gaudi amca” dedirtecek tek çöp yok.

Bir ayna,bolca sandalye ,bembeyaz duvarlar ,mermer merdivenler,bomboş bir yatak odası ;

IMG_3806   IMG_0958 IMG_3807

IMG_0955

O kadar fotoğrafını çekecek bir şey bulamadık ki son halimiz içler açısı, kim kimi neden ve niçin çekiyor belli değil ;

IMG_0959 Parc Güell de bolca seyyar satıcı vardı. Ama o kadar hızlı ve çeviklerki geçerken alırız demeyin sakın aynı yerde bulmak imkansız. Sürekli mekan değiştiriyorlar. Zira bizim boşanma sebebimiz olabilirlerdi kendileri.

-Hakim bey amca bi gün park güell de geziyoruz , bir tane magnet beğendim bu deyyus dedi ki dönüşte alırız. Dönüşte bi baktık yerinde yeller esiyor. :D

Bu amcayı görünce seyyar satıcıları unuttum ya dua etsin Memo bey bence …

IMG_0971

Adam sanat yapıyor orada bizimkisi “eşek”. Vallahi bu fotoğrafı görüyorsan sanatçı bey amca şahsen ben kendisi eşek kardeşim adına özür dilerim :D

 

Ve an itibari ile GEZME-TOZMA kısmının sonuna gelmiş bulunuyoruz… Yarın ALIŞVERİŞ ve YEME-İÇME var. Hala bu satırları okuyan sabır küpleri varsa tabi :)) Tamam uzun oldu biraz farkındayım…

Farkında olmak da birşey ama di mi?

13 Ağustos 2013

Sakince Arabadan İn!

İlk arabamızı ben 7 yaşındayken almıştık belki 1-2 yıl daha bile geç  demem o ki anamın karnından araba ile doğmadım.

Ama sonra dedim ki ; Kapımın önüne son model jip çekmezse kimse ile evlenmem ! babababba ne büyük laf

Sonuç ;Evlendiğimizde birbirimizden başka bir şeye ihtiyacımızın olmadığı düşüncesi etrafımızda pembe bir bulut oluşturmuşken bir gün kirli çamaşırları bir kenara yığıp “ ben anlamam elde çamaşır yıkamaktan , ya git çamaşır makinası alırsın , ya yenilerini alırız ya da yıkarsın arkadaşım ! “  demem ile Memonun 2,5 saat banyoda çamaşır yıkayıp ertesi gün koşarak senetle  çamaşır makinası alması arasında taş çatlaşa 16 saat vardı :D .  -Burası uzun hikaye-

Neymiş efendim şimdilerde markete ,bakkala , kuaföre, bankaya ve hatta 18 adımdan uzak olan heryere Hatice -arabam olur-  ile giden ben yürürsem ve toplu taşıma kullanırsam incilerim dökülmezmiş ,unutmuşum.

Geçenlerde iş çıkışı Nişantaşında bir arkadaşım ile buluşacağım ve Nişantaşındaki otopark sorununa sinir olduğum için “ben otobüsle gideceğim yaw” diyerek etrafımdakilerde geçici bir felçlik yarattım.

Babamın İstanbul çıkartmalarından birinden kalma br İstanbul Kartım vardı , adım 1 tamam diye düşündüm.

Otobüs ile Beşiktaşa ,beşiktaşdan sarı dolmuşlarla Nişantaşına … Sahi Sarı dolmuşlar hala yerinde miydi? En son bıraktığımda iskelenin yanındalardı ama biraz zaman geçti tabi -10 yıl kadar –neyse dedim inince bakarım elbet…

Bu kadar yabancılamamı tuhaf bulan ofis arkadaşım , sanırım sağlığımdan endişe edecek oldu ve Beşiktaş’a kadar beraber gidelim teklifinde bulundu. OHHH tüm sorularımı yanıtlayabilecek bir arkadaş-zavallı- bulmuştum neyseki.

Durakta beklemeye başladık. Bir adet Halk Otobüsü tabir edilen mavi otobüslerden geldi. İstanbul kartım boş ise para ile binebilir miyim eskisi gibi diye sordum yol arkadaşıma ,sakince “hayır” dedi.

Kendimize cam kenarı ferah bir yer arama girişimlerim neyseki olumlu sonuç verdi. Ama o da ne içerisi zaten ferah ve hatta buz gibi… “Ohhh be serinmiş , klima da var demek ki ne güzel “ yorumum karşısında yol arkadaşım biraz afalladı ama ses etmedi. -asil çocuk-

İlk durağı geçtik sohbet muhabbet derken sonradan fark ettim  “ aaa durakları da mı anons ediyorlar artık” dedim. 

Yol arkadaşım anlık şok yaşadı, ufo gören masum köylüden daha masum “ Allah aşkına kaç senedir otobüse binmiyorsun sen “ dedi – e çok bile sabretti-

Cevabını utancımdan söylemedim tabi :)

Beşiktaş Durağına geldiğimizde topluluk psikolojisi ile arka kapıdan inmeyi unutmamış olmanın mutluluğu ile indim ve ilk Taksi ye el ettim.  Sonuçta bir güne bu kadar şok yeterdi.

Yol arkadaşım ile bu konudan bir daha bahsetmedik , ama arada stajyer olarak gider geliriz artık :D Daha bunun Metrobüsü ,Metrosu v.s. var di mi ?

 

Ve ilk maceramın cesareti ile Bayram tatilimizin son kısmını Bebek Parkında değerlendirirken annemlere dedimki “kalkın vapurla Kanlıca’ya gidiyoruz”. Bir taş ile iki birds vuracaktım  hem annemin yıllardır bi Kanlıca’ya götürmedin beni demesinden kurtulacaktım hem de ikinci toplu taşıma stajımı yapacaktım.

Tatile tatil molası vererek anneyi ziyarete gelmiş CanCAN kameralara gülümserken :) Nasıl tutmuşum ama çocuğu , düşer müşer mazallah diye. Gemi,vapur ve türevlerinden biraz korkarım da …

vapur

Verdik kişi başı 3 tl jeton aldık. Bu arada bunu yazarken aklıma bir İstanbul Kartım olduğu geldi … Ay ne kadar safım ya o gün neden aklıma gelmedi ki ,havam olurdu :))

Neyse , Bebekten Anadolu Hisarına oradan da Kanlıca ya geçti vapur. Biz  Kanlıca da indik. Yoğurt ye , etrafı dolaş-ki etraflık bişi yok, sadece iskelenin orası – çay iç, takı tukuculara bak derken dönüş vapuru saatini getirdik. Ve yine geze geze, ah o yalı benim olsa, şu senin olsa yok efendim adı katya olmazsa  vallahi hizmetçimi çalıştırmam ,aa olmaz benim hayalimdeki kahya kesinlikle Pertev isminde olmalı , baksana insan korkmaz mı bu evde yalnız kalmaya falan derken muhteşem bir mini gezinti yaptık. Herkes Mutlu görünüyor sonuçta :)

fotoğraf

Bir dahaki sefere Çengelköy’e gideriz diye plan bile yaptık naberrr :)

12 Ağustos 2013

Son Oyun – Ahmet Altan

Son Oyun Lise dönemimden bu yana okuduğum ilk Ahmet Altan kitabım oldu. Neden bu kadar ara vermişim acaba diye düşünürken kitabı yarıladığımda Ahmet Altanın  özgür ruhlu , muhteşem sevişgen , kadın ruhundan anlayan ,kültürlü ve bir o kadar yalnız erkek kahramanı ve etrafındaki mutsuz ve ona muhtaç kadınlarını özlemediğimi fark ettim. Ahmet Altan’ın okuduğum 8. kitabı olan Son Oyun beni şaşırtmadı ama sürükleyici değildi dersem de büyük haksızlık yapmış olurum.

Kitabın ismi büyük bir hesaplaşma , kurgulanmış bir Oyun okuyacağız izlenimi yaratsa da ben ortada Son bir Oyun göremedim. Tamamen merka uyandırması için seçilmiş bir isim olduğunu düşünüyorum. ahmet-altan son oyun

Yer yer tasvirlerini okurken kendimi Livaneli okur gibi hissettim. Ve hatta kitaba ilk başladığım da yalnız adam ,eski bir kasaba , evde bir gündelikçi derken kendimi Kardeşimin Hikayesini okuyor zannettim. Sonraları Kasabanın hazineleri, kasaba ahalisi, iyiler ve kötüler ,iktidar hırsı aklıma yine Livaneli’nin SON ADA sını getirdi.  Okuyup aynı hisseden var mı çok merak ediyorum.

Ahmet Altan evet akıcı yazıyor, evet sonunun çok da sürpriz olmayacağını baştan tahmin ediyorsunuz (Zaten öldürebileceği maksimum 4 karakter var), ve evet kitap bittiğinde tuhaf bir şekilde üzülüyorsunuz.

Kitabın bir çok bölümünde ana karakterin tanrı ile hesaplaşmasını okuyoruz. Bazı yerleri gerçekten ironik olsa da çokça sıkıcı.

Konusuna gelirsek ; Bir kasaba düşünün ki cennet gibi bir sahili olsun ama kimse denize girmesin, bir kasaba düşünün ki kahvede çayınızı yudumlarken adamın biri gelip yan masanızdaki adamı vurup oracıkta öldürebilsin , bir kasaba düşünün ki Belediye başkanının fedaileri arkasına polisi kasabanın en köklü ailesinin fedaileri de jandarmayı alsın ve ölümler sıradanlaşsın,kimse ses çıkaramasın.

Ve bu kasabaya yolu düşen bir yazar düşünün ;  ilk önceleri dışlanan sonrasında herkesin akıl danıştığı , biraz hafiye biraz korkak, kadınları asla geri çevirmeyen…

Sonuç olarak büyük beklentiler olmadan okunması gereken ,güzel vakit geçirmenizi sağlayacak ve aklınızın bir köşesinde güzel tarafları ile kalacak bir roman olmuş.

Ben kitabın kapağını kapatıp hikayeyi orada bırakmayı sevmem. Yazar da bu şansı bize veriyor neyse ki.

Bana kalırsa cinayet büyük bir yanlış anlama sonucu işlendi, sizce?

30 Temmuz 2013

Koleksiyoner

Bugün size klasik bir koleksiyondan bahsederek yüzünüzde hafif tebessüm , hafızanızda “ah ah ben de yapardım” tınısı yaratmak gibi bir amacım yok bilesiniz.

Bahsedeceğim koleksiyon çok farklı, çok çarpıcı ve ışıltı verici ve hatta beyazlatıcı bununla kalmayıp bol miktarda ferahlatıcı…

Merak ettiniz di mi ? Bekleyin değecek…

Ben her normal 90 lar çocuğu gibi poşet-peçete-pul koleksiyonu yaptım, Özgünüm sandım , büyüdüm evlendim vs. zaman hızla akıp geçti .

İnsan evlendiği kişiyi yüzyıl geçse tam olarak tanıyamıyor derler ya cidden doğru .Evet evet bahsettiğim kolleksiyoner eşimin ta kendisi.

İlk başlarda herşey normaldi. Sonra iş dolayısı ile az biraz yurt dışı seyahatleri yapmaya başladı. En uzun uçuşu olan İST-DUBLİN :) uçuşunu geçtiğimiz ay gerçekleştirdi. Havada fazla kalmanın yan etkisi olarak düşündüğüm koleksiyon merakı tam da bu uçuş sonrası patlak verdi.

4 günlük yurtdışı seyahati sonrasında yurda dönen ünlü kolleksiyoner M.Ş. heyacan ile onu bekleyen ve oturup melül melül “acaba paketlerde bizim için neler var “ diyerek meraktan kıvranan eşi D.Ş ve oğlu C.Ş nin eline 1 er tüp diş macununu tutuşturdu.

Evet yanlış okumadınız DİŞ MACUNU …  Aptal suratlarımız her şeyi anlatmış olacak ki açıklama yapma gereği duydu ki bence keşke hiç duymasaydı. “ 1,5 € muş bunlar burda 10-12 tl ye alıyoruz!”

O an tanrıya diş macunu kolileri ile dönmediği için şükretmekten başka bir şansımız olmadığınının farkındaydım. Ve ne yalan söyleyeyim şükretmedim değil.

Bu diş macunlarının geyiği çoook yapıldı ve yapılacak. Daha bu başlangıç , derkennn …..

Barselona seyahatimizin zamanı geldi. Yedik ,içemedik  ,eğlenemedik ve döndük İğrenç sevimsiz(bu başka bir yazı konusu) Barselona dan dönüp valizleri boşaltırken bir de ne göreyim hani korku filmlerindeki attın sandığın eşyayı yanı başında bulursun ya heh işte tam öyle , işte tam valizin dibinde , bana şirin şirin göz kırpıyor. Ne mi ?

Tabi ki 2 kutu İspanyol Diş Macunu :) 

Velhasıl ben beyimi böyle kabullendim :P  Elalem magnet kapıp gelirken bizimki diş macunu topluyor. Hayır zaten magneti takacaksın  dolaba bi faydası yok yıllarca duracak öyle ,diş macunları en azından işe yarıyor di mi ama :)) (imza: Pollydamla)

Sonuç olarak diş macunlarını kullanmıyoruz ,saklıyoruz. İleri de büyük bir banyomuz olur ise bir köşesinde sergilemek gibi hayallerim var.Ya da torunlarımıza bırakırız ,henüz tam kararımızı vermiş değiliz.

Ama ilk önce M.Ş nin çocukluğuna inip diş macununa olan zaafını araştırmam lazım.

 

Zira kendisini şöyle bir durumda bulmaktan korkar oldum ;

diş fırçalamak

Kim size biz normaliz dedi ki ;)

Sizin var mı böyle tuhaf koleksiyon eşyalarınız,hadi itiraf edin :)

Not: Fotoğraf Pinterest den alıntıdır.

12 Temmuz 2013

Sadece Meraktan

Dün Ali İsmail Korkmaz’ın cenaze görüntülerini ağlayarak izlerken bir an gözüm tabutun üzerindeki Mezuniyet cübbesine takıldı…

(not: Ali İsmail Korkmaz kim olaki diyorsan şu an sayfanın sağındakii çarpıya bas ve bir daha bu bloga dönme arkadaşım!)

Haberde söyle dedi : Ali İsmail Korkmazın giyemediği mezuniyet elbisesi tabutunun üzerine konuldu!

Bu görüntü aklıma otobüse molotof kokteylleri atılarak yakılan ve hayatını kaybeden Serap Eser in cenaze görüntülerini getirdi. Onun da tabutunun üzerine  “GİYEMEDİĞİ GELİN DUVAĞI” nı koymuşlardı.

Şimdi benim aklım şuna takıldı ? Allah korusun cenaze sahibi olsak şahsen benim aklıma duvağı da bu tabutun üzerine koyayım demek gelmez. Zaten ay bu evden biri ölürse en değerli eşyasını ya da kullanamadığı şeyleri ayıralım da kötü bir şey olursa tabutuna koyarız diyen manyaklar yoktur herhalde.

İşte merakım burada devreye giriyor? O kadar acının ,gözyaşının ortasında kimin aklına gelip bulup buluşturup o eşyaları oraya koyuyorlar. Yoksa cahilliğimi bağışlayın cenaze hizmetlerine dahil bir konu mudur? Bilmiyorum bana çok soğuk ve tuhaf geliyor bu hareket.

Şurda son çalışma günüm 2 haftalık tatilim beni bekler yazdığım post a bak di mi ? Ama merak işte…

 

 

10 Temmuz 2013

Fil Gibi

O zamanlar uçak seyahati yapmak bu kadar bu bilindik değildi.

Bir zamanların en lüks ,en pahalı otobüs firmasından almıştı  babam biletlerimizi. Ben, Babam ve Batu (kardeşim olur)

Öyle ki ; Molalarda duruyoruz ,diğer otobüslerden çapulcular inerkene bizim otobüsten sen de Kraliçe Elizabeth ben diyim Dük Henric inmekte…

Otobüsümüzün içinde muhteşem bir ahenk  yerlerde bir tek kırmızı halımız eksik …

Paşazade uykuda.. Otobüs sessiz,yolcular uykuda e kolay değil kişiye özel yastıklar bile dağıtılmış. Kulaklıklarda müzikler (bİr tek bizim otobüsde kulaklık verildiğini belirtmeme gerek yok sanırım!)

Hani “ay ben hayatta yolda uyuyamam “ diyenin bile uyuyakaldığı o dakikalardayız…

Ben küçüğüm10-11 yaşlarında , Batu en fazla 3–4 , e en doğalından iki kişilik koltukta üçümüzüz.

Kucağımızdaki kıpırdanmaya uyandık babamla.

-ıghhhh diye bir ses önce

Dedik herhalde huzursuz oldu. Düzeltmeye çalışıyoruz falan derken uyandı.

Gecenin o en sessiz dakikalarında o muhteşem lüks otobüsün içinde 4. sırada babası ve ablasının kucağında uyuyan o sevimli çocuk uyandı Ve..

-*ÖTÜM KAŞINIYOR !! diye bağırdı…

Meksika  Dalgası gibi yayıldı kahkalar otobüs içerisinde. Gözler ışın kılıcı gbi üzerimize çevrildi. Eminim en az 20 kiş ay ne banal “*ötüm” dedi diye bizi yargıldı o küçük beyninde :)

Kardeşimdi ,atsan atılmaz satsan satılmaz olandı. Kucağımızdaydı ve *ötü kaşınıyordu!

Yolculuğumuzun geri kalan 8 saatini bagaj kısmında sürdürmeyi denedik ama şoför kabul etmedi :))

 

Başkalarına göre  kardeşimin davranışlarından sorumlu olmam gerekiyordu. Ve yine o başkaları tarafından  kocamın yaptıklarından ve çocuğumun yaptıklarından sorumlu tutulmaya çalışılıyorum zaman zaman.

Kimdi bu başkaları ? Hangi gruba üyeydiler ? Neden bir bireyin yaptığı hatanın bedelini diğerine ödetmeye çalıştılar? Neden hülooghhğğ diye bağırdılar bilen yok :)))

 

Ben hiç kimsenin yaptıklarından dolayı bedel ödememem gerektiğini yıllar önce DİDİM- İSTANBUL otobüsünde –acı bir tecrübe ile-öğrendim. :)

Kusura bakmayın Başkaları!

Annemin tespitine göre yaşlanmayıp ,dertten tasadan sebep hastalanmayacak mışım. Bakalım göreceğiz.

 

Anımı yaşıyorum, takmıyorum ,takılmıyorum… Şuç mu ?

 

Bak kendi fotoğrafımı bile koydum buraya ben daha nasıl izah edeyim durumu ?

fil

05 Temmuz 2013

DİRENEN BLOG

Herşey Yaşar sevdam ile başladı

Nasıl Direndim

Can Sünnet oldu

Parti hazırlıkları 3 ay parti 3 saat sürdü

Cehennem’i okudum bitti

İlahı Komedya korktuğum gibi çıkmadı

Annemin Temizlikç ile imtihanı

Barselona seyahatimize son 10

Facebook sen ne sevimsiz bir şeysin

Otobüslere durak anons sitemi gelmiş

bunların hepsi yazılacak yazıların başlıkları. Ama ben yazmayacağım… O kadar dalga geçtik Hürrem ile ama tükenmişlik sendromu gerçekmiş…

Bir de bir annenin dramını anlatacağım size ama ne zaman bilemem…

Yazmaya başlasam belki devamı gelir ama hiç bir şey olmamış gibi normal hayata dönmek bana çok sahte geliyor…

Bir süre daha sessizim ben…

Sanırım tatilim geldi…

Tatil fotoğraflarının  herkes tatile çıkana kadar yayınlanması yasaklansın bence!

Bugün Cuma akşama sinemaya mı gitsek ki ?

Biraz daha saçmalarsam sanırım br daha bloguma tık alamam… SUSTUM. :)

Şöyle bi yatasım var … Hatta ülke olarak bi yatsak ,gevşesek bi ne güzel olacak…

yorgun



Special design for Keşke Gerçek Olsa by GeCe